3 ŞUBAT 1932 KADİR GECESİ, AYASOFYA'DA TARİHİ ANLAR
Tufan Atakişi

Tufan Atakişi

Meraklısına tarihten notlar

3 ŞUBAT 1932 KADİR GECESİ, AYASOFYA'DA TARİHİ ANLAR

30 Mayıs 2019 - 19:12

Bugün 31 Mayıs 2019. 

İslam Dini'nin en kutsal Kadir Gecesi.
Günümüzde dini inançlarımız öylesine dejenere edildi ki, 
neyin ne olduğunu bilmeden bir girdabın içinde 
boğulur ve boğuşur olduk.
Sizinle tam 87 sene önce Ayasofya'da yaşanan 
Kadir Gecesi'ni paylaşıp doğruların bilinmesi adına 
hafızalara not düşmeye çalışacağım
.


3 ŞUBAT 1932 KADİR GECESİ
AYASOFYA’DA TARİHİ ANLAR

Kadir ismi, sözlükteki manasıyla her şeye gücü yeten ve kudret anlamına gelen Allah'ın (C.C) isimlerinden birisidir. İslam aleminin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'in Kadir Gecesi'nde indirildiği bilinmektedir. Kutsal kitabın 97. suresinde bu güne dair detaylar verilmektedir. Ramazan ayının sonlarına doğru idrak edilen Kadir Gecesi, camilerde huşu içerisinde geçmektedir.

Birçok kaynakta Kadir Gecesi'nde yapılması gereken ibadetler hakkında bilgiler yer almaktadır. Temel olarak Kadir Gecesi'ni; yatsı namazını camide kılmak, tövbe ve istiğfar etmek, salât ve selam getirmek, dua ve zikretmek, Kur'ân okumak, namaz kılmak, hayır ve hasenat yapmak suretiyle değerlendirilebilir.

Peygamberimiz Kadir Gecesi'ni ihya eden kimsenin bağışlanacağını bildirmiştir: “Kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek, Kadir Gecesi'ni ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Müslim, “Salâtü'l-Müsafirîn”, 175)

Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine yapılan Ayasofya inşasından bu yana neredeyse en ihtişamlı dini etkinliğini 3 Şubat 1932'deki Kadir Gecesi yaşadı.

Devrim Türkiyesi'ndeki değişiklikleri ulusal ve uluslararası bir platformda duyurabilmek  amacıyla o gece için büyük  bir organizasyon düzenlendi. Nedeni ise Kur'an'dan  okunan duaların; Mevlid'e, Tekbir'den kamete varıncaya kadar bütün dinî metinlerin ilk defa olarak o gece Türkçe okunacak olması idi.

30'a yakın hâfızın Kur'andan Türkçe okuduğu dualar bütün dünyanın dinleyebilmesi için radyolardan, başta Ankara'nın Ulus Meydanı'ndaki Atatürk heykelinin çevresinde olmak  üzere birçok şehirlerin meydanlarına yerleştirilen hoparlörlerden canlı olarak yayınlandı.

Ertesi günkü gazetelerin verdiği sayı 30 ile 70 bin arasında İstanbullu Müslüman'ın o gece Ayasofya'ya gittiğini, “kalabalıktan dolayı secde edilemediğini, Türkçe tekbirin halkı ağlattığını ve 'âmin' sadâlarının göklere yükseldiğini” yazıyorlardı. Üst galeriler kordiplomatiğe ve yabancılara tahsis edilmesine rağmen  İstanbul halkı da buralarda kadın-erkek bir arada ibadet ettiler. 

Cumhuriyet Gazetesi Haberi

“...Dün gece Ayasofya Camii'nde toplanan elli bine yakın kadın-erkek Türk Müslümanlar, on üç asırdan beri ilk defa olarak tanrılarına kendi lisanları ile ibadet ettiler. Kalplerinden, vicdanlarından kopan en samimî, en sıcak muhabbet ve an'aneleri ile tanrılarından mağfiret dilediler.

Ulu Tanrı'nın ulu adını, semaları titreten vecd ve huşû ile dolu olarak tekbir ederken her ağızdan çıkan bir tek ses vardı: Bu ses Türk dünyasının Tanrı'sına kendi bilgisi ile taptığını anlatıyordu. Bir ihtiyar annenin gözlerinden çağlayan, bir genç delikanlının kirpiklerinde titrer gibi parlıyan ve kalp kaynağından kopup gelen sevinç ve huşu ifade eden yaşlar bütün bu samimî tezahüratın çok kıymetli birer ifadesi idi.

Ayasofya Camii daha gündüzden, saat dörtten itibaren dolmaya başlamıştı. Mihrabın bulunduğu hattan tâ son cemaat yerine kadar camiin içinde iğne atsan yere düşmeyecek derecede insan vardı. Kadın-erkek, hep bir arada idi. Herkes birbirine müşfik bir lisan ile muamele ediyor, yer olmadığı halde çekilerek yer vermeye çalışıyor, bu mukaddes gecenin ruhaniyetinden istifade etmek için koşup gelen herkes en ufak hareketlerinde bile büyük bir samimiyet ile dolu bulunuyordu.

Yatsı namazı yaklaşmıştı. Ayasofya, artık dışarıdaki kapılarına varıncaya kadar insanlarla dolmuştu ve bütün kapılar kapanmış, binlerce halk dışarıda kalmıştı. Yalnız camiin içinde kırk bin kişi vardı. Dışarıdaki avluda, şadırvanın bulunduğu meydanda da binlerce halk birikmişti. İçeride ve dışarıda olmak üzere yetmiş bin kişi, bu yirmi asırlık ibadetgâhı sarmıştı.

Ezan okundu... Otuz tane güzel sesli hafızın iştirak ettiği bir müezzin hey'eti ile teravih kılındı. Halk o kadar yoğun bir halde idi ki, herkes birbirinin arkasına, ayaklarının arasına, hatta neresi rast gelirse secde ediyordu. Bir kısım halk da ayakta veya oturduğu halde namaz kılıyordu.

Teravih biter bitmez camiin içinde emsali görülmemiş bir uğultu başladı. Bu ne bir nehir uğultusuna, ne bir gök gürlemesine, ne de başka bir şeye benzemiyordu. Herkes ellerini semaya kaldırmış dua ediyordu. Bu uğultu bir kaç dakika devam etti. Müteakiben otuz güzel sesli hafız hep bir ağızdan tekbir almağa başladılar:

'Tanrı uludur, Tanrı uludur / Tanrı'dan başka Tanrı yoktur / Tanrı uludur, Tanrı uludur / Hamd ona mahsustur'.

Bu Türkçe tekbir Ayasofya Camii'ni yerinden sarsıyordu. Halk da bu seslere iştirak ediyordu. Tekbir hitam (son) buldu. Hafız Yaşar Bey tarafından Mevlid-i Şerif okunmaya başlandı. Mevlid on güzel sesli hafız tarafından okundu. Her bahis arasında Türkçe tekbir getiriliyordu. ...Kırk bin kişi salâvat getirdi.

Kırk bin kişi Türkçe tekbir aldı. Kırk bin kişi heyecan duydu.

Hafız beylerin lâhûtî sesleri, bilhassa Hafız Kemal ve Hafız Burhan Beyler'in bu binlerce senelik Tanrı îbadetgâhını velveleye veren sesleri Ayasofya'nın muazzam kubbesinden etrafa dağılıyor, bütün kalpleri yeni yeni heyecanlarla dolduruyordu."

Cumhuriyet Gazetesi'nin dışında da haber benzer ifade ve rakamlarla diğer gazetelerde paylaşılıyordu.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Fatma daş
    2 ay önce
    Bu yazıyı okurken içimdeki duygular çağladı çok teşekkür ederiz bu paylaşıma ,her zaman dualarımı Allah a Türkçe ,dilimin döndüğünce yaparım yalnız ona kulluk eder yalnız ondan yardım beklerim .

Son Yazılar