PASİFİK’TE FIRTINAYA TUTULDUK

PASİFİK'TE FIRTINAYA TUTULDUK

Saatte 100 km aşan bir hızla esen rüzgâr ve şiddetli yağmur var. Gökyüzü tamamen ve yekpare şekilde kapalı. Yağmur bulutları o derece yoğun sıklıkta ki sadece tek bir koyu gri renk görünüyor.

28 Ağustos 2019 - 22:13 - Güncelleme: 28 Ağustos 2019 - 22:26

Pasifik'te Fırtınaya Tutulmak, 14 Şubat, Hula Dansı

PASİFİK’TE FIRTINAYA TUTULMAK

Dört aylık gezimizin 38. Günü, ilk ana bölümü bitirdik ve ikinci ana bölüme geçiyoruz artık. Bu bölümde Amerika'nın batısından başlayıp Avustralya'nın batısında bitireceğimiz Pasifik Okyanusu var. Yaklaşık 42 gün sürecek ve daha sonra Hint Okyanusu maceramız başlayacak.

İlk bölümde Akdeniz ve Atlas Okyanusu ile Pasifik kıyılarındaki Orta Amerika ve Kuzey Amerika ülkelerini dolaştık. Her ne kadar Pasifik'te isek de kıyılardan çok fazla kopmadan güneyden kuzeye veya Panama'dan San Francisco'ya yol aldık, limanlara uğraya uğraya.

Şimdi 4 gün boyunca doğrudan güneybatı istikametinde yol alarak Hawaii Adalarına geleceğiz. Orada 3 gün kalıp daha sonra güneye doğru aralıksız beş gün giderek Fransız Polinezyası'ndaki Tahiti Adasının Pepetee Limanına gideceğiz ve daha sonra da batı yönünde peş peşe Pasifik adalarını dolaşıp Yeni Zelanda ve ardından Avustralya'nın doğu şehirlerine ulaşacağız. Oradan bu kıta ülkesinin güneyinden geçerek Hint Okyanusu kenarındaki Perth Limanına varacağız.

Pasifikteki ilk günümüz kötü başladı. Sabah uyandığımızda tam bir fırtınanın içindeydik. Gemi, içinden sesler çıkararak çok kötü sallanıyor, tüm güverteler kapatılmış hatta orta bölümdeki açık havuzlu bölüme bile geçiş yasak.

Saatte 100 km aşan bir hızla esen rüzgâr ve şiddetli yağmur var. Gökyüzü tamamen ve yekpare şekilde kapalı. Yağmur bulutları o derece yoğun sıklıkta ki sadece tek bir koyu gri renk görünüyor. Başka renkte hiç bulut yok. Her tarafımızdan yağan yağmur görüş mesafesini en fazla birkaç yüz metreye düşürmüş. Sis ve yağmur perdesi hava ile suyu birleştirmiş. Bugüne kadar hiç görmediğim büyüklükte dalgalar üstümüze üstümüze geliyor. Dalgalar hem yüksek hem de geniş tepeli şekilde ve kırılıp dağılmıyorlar. Birbirini takip ederek etrafımızda dönüyorlar. 5., 6. ve 7. katlardaki yuvarlar pencere camları bu dalgalar ve onların gemiye çarpması ile oluşan ve aşağıdan yukarıya doğru yağan deniz suyu sağanağı ile kapanıyor ve oradan artık havayı göremiyorsunuz. Denizden gelen bu sağanak daha gösterişli bir şekilde 13.kattaki yemek salonuna kadar ulaşıyor.

Sallantı ve gemiden gelen çatırtı seslerine yere düşen bardak ve tabak sesleri karışıyor. Deniz tutması insanları sarmaya başladı. Resepsiyonda ilaç dağıtılıyor ve kusacaklar için her tarafa mavi poşetler konulmuş. Midem bulanıyor, ayakta durmak imkânsız, kamara ise daha çok belli ediyor sarsıntıları. Denize bakmamaya çalışarak, 7.kattaki geniş ve şık döşenmiş salonun rahat koltuğuna oturuyorum, sonra gittikçe yayılarak adeta yatar vaziyette ve gözüm kapalı olarak bu durumun bir tek gün sürmesini umuyorum. O sırada kaptanın anonsu ile tam tersi gerçeği duyuyoruz; Hava beklenemedik şekilde kötü ve bu durum Hawaii'ye gidinceye kadar dört gün boyunca sürecek. Öğleden sonra ilaç içerek ve onun yardımı ile uyuyarak geçiyor. Az su içiyorum, midem daha fazla bozulmasın diye. Yemek salonunu da gitmiyoruz, açık büfeden pizza alıyoruz. Hiçbir şey yapmadan saatler geçiyor ve uyumaya çalışmaktan başka çare yok.

Akşam yemeğinden sonraki dans ve müzik gösterisi de iptal edildi çünkü sanatçılar sahnede duramayacak kadar sallanıyoruz. İkinci gün fırtına biraz hafifledi. Biraz da alıştık sallantıya, spor salonuna gittim ama ayakta yapılan egzersizleri tamamlayamadım, daha çok oturarak ve kollar için yapılan aletlerde vakit geçirdim. Biraz yazı yazdım. Bu iki faaliyet mide bulantımı arttırdı, tekrar ilaç aldım. Ancak akşam yemeğine bu kez gittik. Tiyatro Salonu da bu kez açık, onu da seyrettik. Geminin kapalı devre TV yayınından bugünkü rüzgârın hızının en fazla saatte 80 km.ye kadar çıktığını okuduk. Demek ki, 100 km/h benim dayanma noktamı oluşturuyor.

Üçüncü gün daha da güzel oldu her şey. Hava yine yağmurlu ancak ara ara mavi gökyüzünü görebiliyoruz. Dalgalar çok büyük değil, rüzgâr saatte 50 km. civarı hızla esiyor. Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Akşam için kıyafet belirliyoruz sabahtan. Havuzlar açıldı, hava sıcaklığı da 19 dereceye yükseldi.

Türk arkadaşlardan birisi ile masa tenisi için sözleşiyoruz ve kahvaltıdan sonra 3 saat ve öğlen yemeğinden sonra 3 saat olarak neredeyse tüm günüm masa tenisi oynayarak geçiyor. Masa tenisi günümüzün sonlarına doğru ise geminin düzenlediği masa tenisi yarışması başlıyor; Arkadaşım ben o kadar bilmiyorum diyor ve katılmıyor, ben ismimi yazdırıyorum. Gemide iki masa var. Maçlar başlıyor. 11 sayılık tek set halinde oynayacağız. Yenilen elenecek ve toplam üç tur sonunda iki kişi finale kalacak. İlk rakibim Fransız, çekişmeli bir maçtan sonra galip geliyorum. Şimdi ikinci turu ve yeni rakibimi bekleyeceğim. Birazdan, 2.tur maçları başlıyor ve yine Fransız bir rakip, daha kolay bir mücadele ile onu da yeniyorum. Aslında, gemide oynayanların seviyesine baktığımda en fazla bir tur geçerim diye düşünmüştüm ama şimdi yarı finale çıktım. Yarı finalde de bir Fransız ve aslında nedense en kolay maçım bu oldu, çok açık farkla galip geldim. Kendi adıma büyük bir sürpriz yaparak finale çıktım. Bu arada diğer karşılaşmalara bakınca aslında şanslı bir kura ile rakiplerimin belirlendiğini anlıyorum çünkü diğer maçlarda yenilenler bile benden daha iyi oyuncular. Finaldeki rakibimi önceki oyunlarından biliyorum. Fransız asıllı bir İsviçreli. Önceki rakiplerim benden yaşlı iken bu benden bayağı genç gerçek bir sporcu. Final, 21 sayılık tek set üzerinden olacak. Seyircilerimiz var artık ama ben sonucu bildiğim için heyecanlı değilim. Beklediğim gibi oldu ve rakibim çok rahat bir şekilde beni yeniyor. Neredeyse hiçbir servisini çeviremiyorum. Benim için güzel olan tek şey onun da benim servislerde çok zorlanması ve o şekilde bayağı sayı yapmam oldu. Şampiyonluk ödülü bir şapka, bana da bir anahtarlık hediye ettiler. Güzel bir anı oldu.

Maçlar sırasında tanıştığımız insanlarla öyle böyle konuşur ve selamlaşır olduk daha sonra. Hatta, akşam yemeğinden sonra, masa komşumuz Avusturyalı Monica yanımıza gelerek yarın birlikte masa tenisi oynamayı teklif etti. Memnuniyetle kabul ettim. Ertesi gün sabah 10.10 için sözleştik. Onunla karşılıklı rakip olarak oynadıktan sonra birlikte bir çift olarak başka çiftlerle de ayrı ayrı oynadık. Bir çifti yendik ancak hiç ummadığım halde bizden bayağı yaşlı bir başka çifte yenildik. Kendi aramızdaki maçı ise ben yendim, "zaten sen benden iyisin, normal sonuç diye açıklama yaptı" ve Hawaii sonrası tekrar oynamak için sözleştik. Aslında bu çift çok tatlı insanlar ve çok az da Türkçe biliyorlar. Çünkü, erkek olan Herman Matematik öğretmeniymiş ve 20 yıl öncesine kadar aralıksız 15 yıl boyunca İstanbul Avusturya Lisesinde öğretmenlik yapmış. Yemek masalarımız da yan yana olduğu için devamlı selamlaşıp birbirimize yarı Türkçe laflar atıp gülüşüyoruz. Bir de Karayip denizindeki St.Thomas adası gezisi dönüşünde gemiye binerken yapılan polis kontrolünde, yanında eşi ve pasaportu olmadığı için Herman'ı alıkoymuşlardı, biz de o civarda idik tesadüfen, tanıdık bir insan arıyordu, yanında tesadüfen bulunan bir başka turistin," ben bunu tanımıyorum" gibi bir işaret yaparak çekip gittiğini görünce, ben hemen yanına gitmiş ve polise, onun benim arkadaşım olduğunu ve birlikte gemide seyahat ettiğimizi anlatmıştım, ertesi gün yanıma gelip bana teşekkür etmiş ve o sırada biraz daha yakınlaşmıştık.

14 ŞUBAT

Sabah ve öğlen sonrası masa tenisi maçlarından sonra şimdi güzel kıyafetler (ki içinde mutlaka kırmızı renkler olmalı) giyilerek önce Kaptanın verdiği kokteyle oradan yemeğe sonra da eğlenceye gideceğiz. Ben kırmızı kravat taktım, Gülsüm kırmızı elbise giydi. Güzel bir akşam geçirdik, güzel şeyler yedik, içtik ve güzel müzikler dinledik. Gemi bu akşam kırmızıya boyanmış gibiydi. Kırmızı renklerle her taraf süslenmiş. Personel ve özellikle sanatçılar ve animatörler kırmızı giyinmiş. Yolcuların da neredeyse tamamına yakını kırmızılar içindeydi. Orta lobideki Latin şarkıları çalan iki gitarist gecenin yıldızı oldu. Birçok barda aynı anda canlı müzikler çalınırken çoğunluğu ayakta en fazla seyirci bunları dinledi. Hep birlikte şarkılar söylendi, dans edildi, ıslıklar ve bağırışlar arasında sanatçılar alkışlandı.

HULA DANSI

Hawaii yolculuğumuzun en güzel anları ise San Francisco'dan gemiye binen Hawaiilili dans gurubu sayesinde oluyor. Küçük gitarını çalarken kadife gibi sesiyle alçak bir tonda romantik Hawaii şarkıları söyleyen bir erkek müzisyen ve beş kadın dansçıdan oluşuyor. Geleneksel giysiler içinde her akşam önce dans gösterisi sunuyorlar sonra bu dansı öğrenmek isteyen herkese aynı salonda ders veriyorlar. Gülsüm bunlara abone oldu, büyük bir hevesle Hawaii havaları öğreniyor ve tecrübe ediyor.

Tüm gurup çok güler yüzlü. Yüzleri ve bakışları çok samimi ve temiz duygular saçıyorlar etrafa. Şarkıları çok güzel, hula ismi verilen dansları daha da güzel. Çok yumuşak el kol hareketleri ile sanki "senin için bakıyorum, senin için kokluyorum, sana sevgimi anlatıyorum, kalbimi sana verdim " şeklinde bir anlatımı dansla şekillendiriyorlar ve ayakları hafif bükülmüş olarak devamlı şekilde kalçaları ve belleri ile kıvrım kıvrım dans ediyorlar. Ayaklar çıplak, başta çiçekler ve boyunlarında göğüslerini kapatan kocaman çiçeklerden oluşan bir kolye. Karın ve bel bölgesi açık, kalçalar yerel renk ve desenler taşıyan eşarpla sarılmış. Saf ve temiz bakışları ve masum gülüşleri ile müstehcenlik taşımayan bir duygu yayılıyor. Seksi olmak için her şeyleri var ama daha çok dinsel bir törendeki kız kardeşimmiş gibi seyrediyorum. Gülsüm, dansçı kızlarla samimiyeti ilerletti ve 3. günkü ders sonrası şen şakrak konuşmalarla ve öpüşerek yanlarından ayrıldı.

(Yarın: Dünyanın En Değerli Elması: Hawaii, Hilo, Cehennemin Hemen Üstünde, Volkandan Değil Tsunamiden Korku)

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN "HALK TAŞIT" UYGULAMASI TEKLİFİ