PASİFİĞİN ORTASINDA 2 GÜN

PASİFİĞİN ORTASINDA 2 GÜN

Dalgasız okyanus koyu lacivert renginde. Gökyüzü açık pastel renkli bir mavilikte ve kısım kısım beyaz bulutlar içinde. Şubatın son günü ve martın ilk gününü peş peşe Pasifik'in ortasında geçireceğiz.

07 Eylül 2019 - 20:49

PASİFİĞİN ORTASINDA İKİ GÜN VE SONRASINDA İKİ AYRI TAKVİMLİ SAMOALAR

En son güncellendiği tarih: May 20

 

PASİFİĞİN ORTASINDA İKİ GÜN VE SONRASINDA İKİ AYRI TAKVİMLİ SAMOALAR

Ekvatorun güneyinde ve ona paralel olarak batıya doğru yol alıyoruz. Rüzgâr hafif, deniz durgun, hava çok güzel, gölgeler rahat ancak açık havaya çıkınca yakıcı bir güneş sizi orada tutmuyor, tekrar gölgeye veya klimalı iç salonlara geçiyoruz. Dalgasız okyanus koyu lacivert renginde. Gökyüzü açık pastel renkli bir mavilikte ve kısım kısım beyaz bulutlar içinde. Şubatın son günü ve martın ilk gününü peş peşe Pasifik'in ortasında geçireceğiz. Aynı zamanda yolculuğumuzun ortasına yaklaşıyoruz.

Masa tenisi maçları sayesinde birçok yabancı arkadaşımız oldu. Daha önce bahsettiğim Avusturyalı Manica Hanım devamlı bizimle masa tenisi maçı yapıyor. Eşi, İstanbul'daki öğretmenlik günlerinden öğrendiği şekilde bana "Ömür Bey" diye hitap ediyor ben ona "Hocam" diyorum. Eşine ise "Monica Hanım". Çok mütevazi ve kibar bir kadın. Yolculuğumuzun sonuna doğru artık iki erkek birbirimize, "Herman Abi" ve "Ömür Abi" diyoruz.

Bir başka çift ise asık suratlı ve yaşlı Fransız teyze ile pek konuşmayan ve ara sıra bizimle oynayan iri yarı kocası. Kadın oldukça yaşlı ve pek hareketli olmasa da çok iyi oynuyor, topları istediği yere atıyor. Maçlar sırasında oynayan kişilerin milliyetlerine göre ara ara karşılıklı olarak sayıları İngilizce, Almanca, Fransızca ve Türkçe sıralıyoruz birbirimize. Bu teyze her sayı tekrarında "Allah Allah öyle mi olmuş" gibi biraz şaşkın ama daha çok "bu işte bir yanlışlık var" der gibi bakıyor etrafına, sonra aynı asık suratla oynamaya devam ediyor.

Maçların sonuna doğru bu kez Avusturyalı bizim yaşlarda bir çift geliyor, onların geldiği zamanlar da bizden başka kimse olmadığı için dördümüz maç yapıyoruz. Bernard, mühendis ve metro inşaatlarında çalışıyormuş, Ingrad ise hastanelerin hukuki sorunlarıyla ilgili bir ofiste çalışıyormuş.

Ben onlara Bernard Russel ve Ingrad Bergman diyorum, hoşlarına gidiyor ve gülümseyerek bana cevap veriyorlar. Devamlı eş değiştirerek oynuyoruz her gün ve en az 10 set sürüyor oyunlarımız. Ingrad, benim özellikle falsolu servislerimi karşılayamıyor ve her seferinde "ayy,ayyy,ayy" diye bir çığlık atıyor.

Hatta bir gün, oyunumuz bitirince tek başına karşıma geçip kendisine sadece servis atmamı istedi, onlarca kez falsolu servis attım, bazen sağa, bazen sola bazen de aşağıya doğru falso vererek, o da her seferinde topları ya sağa, ya sola ya da ağa attı. En sonunda "olmuyor, yapamıyorum" diye gülerek pes ettiğini ilan etti.

Daha sonraki oyunlarda, ona çok fazla falsolu servis atmadım, düz servislerle oyuna başladım. Eşiyle birlikte kibar ve güler yüzlü insanlar. Bir gün Gülsüm bizi seyretmeye gelince onlarla tanıştırdım, uzun bir sohbet yaptı iki kadın: Her ikisinin ikinci evliliği imiş, ilk eşlerinden kadının bir kızı, erkeğin bir kızı ve oğlu varmış. Ayrıca torunları da olmuş. Viyana'da yaşıyorlarmış.

Benim devamlı oyun arkadaşım olan Türk arkadaşım benden 13 yaş büyük ancak çok enerjik ve spor delisi. Zıp zıp zıplıyor ve her topa yetişiyor. Çok hırslı ve heyecanlı oynuyor. Ancak, çok iyi bilmiyor ve düz bir şekilde oynadığı için devamlı bana yeniliyor.

"Yolculuk bitmeden seni yeneceğim" diyor. Oyununu gerçekten her geçen gün ilerletiyor. Şimdilik, servislerimi kısmen, oyun içindeki falsolu topları büyük çoğunlukla karşılıyor ama kendisine sayı yapacak atak toplar atmıyor, sadece karşılamaya çalışıyor, bu nedenle eğer ben hata yaparsam sayı alıyor. Bunu kendisine söylüyorum, ancak o, "topları istediğim yere gönderemiyorum, sadece karşıya geçirebiliyorum "diyor.

Artık onunla maçlarımız 10 sayı avansla ve 21 sayıda bitmek üzere oynanıyor yine yeniyorum bu kez bana servisi yasaklıyor tüm servisleri o atıyor yine olmuyor. Ancak 15 avans verince ve servislerin tamamını o atınca setleri almaya başladı. O kadar hırslı ki, toplara yetişmek için kendisini yere atmaktan çekinmiyor. Bir keresinde de ben onun tarafındaki sahanın, yarı bölümüne topları atma kuralı ile oynadım, diğer yarı bölüme topum giderse dışarı gitmiş gibi sayı onun olacaktı. Yine yendim peş peşe. Bu sefer gerçekten yıkıldı. Akşam, devamlı olarak beni Gülsüm'e şikâyet etti.

Gemide en iyi oynayanlar ise 3 Fransız ile bir Fransız asıllı İsviçreli erkek. Devamlı kendi aralarında oynuyorlar. Her biri diğerinden usta, falsolu ve sert toplar atıyorlar. Birisi benim 2. olduğum turnuvadaki şampiyon olan Fransız asıllı İsviçreli.

Masa tenisçileri çoğunlukla Fransız. Uzun boylu karısı ve ona göre kısa kalan kocası bir çift var. Özellikle kadın çok güler yüzlü ve herkesle samimi. Bir de çok kısa boylu ve vurdumduymaz kocası ile çok hırslı ve kocasına göre boyu uzun olan bir başka Fransız var çift var. Adamın umursamaz ve uyuşuk hali akşamki dans partilerinde de göze çarpıyor. Kadın makyajını yapmış ve açık saçık giyinmiş halde çok hareketli dans ederken kocası sıradan giysileri ile öylesine sallanıp duruyor karşısında.

Masa tenisinde değil ama bir kara turunda tanıştığımız İtalyan çift ise boy farkı konusunda rekortmen. Kadın en az 190 cm ve dal gibi zayıf iken kocası 150 cm civarında ve şişmanca. Fıkradaki arsız tavşanı hatırlatıyor bunlar bana, hani bizim tavşan malum eve gidip illaki zürafayla yatacağım deyip çıkışta yorgun argın halde arkadaşlarına "ya böyle olur mu çık yukarı, öp in aşağıya öp" diye dert yanmış ya.

Bunların tam tersi bir Alman çift var. Birlikte yemek yediğimiz için arkadaş olduk, çat pat konuşuyoruz onarla. Adam çok iri ve neredeyse 2 metre boyunda, karısı ise en fazla 160 cm. Çok neşeli ve güleç insanlar. Durmadan birbirimize takılıyoruz, özelikle tabaklarımıza aldığımız yiyecekler konusunda. Onlar Almanca, biz Türkçe konuşuyoruz ama vücut dili ile anlaşıyoruz bir şekilde.

Gemideki en uyumlu ve şık çift ise yine bir Fransız. Her ikisinin çok asil bir duruşları, her gündüz ve gece değişen şık ve ütülü kıyafetleri, çok romantik ve aşk dolu dans edişleri var. Ayrıca denizdeki günlerde her gün yapılan yetenek oyunlarına birlikte katılıyorlar, herkesle de çok iyi diyalogları var.

Orta yaşlarının sonunda kocası yanında olmadan tek başına gezinen sarışın bir teyze var. Allah'ım bu gemide her gün mü kuaföre gidilir. Ne zaman görsem sarı saçları kuaförde yapılmış, makyajı gelin makyajı gibi, çok şık elbiseler ve topuklu ayakkabılar içinde geziniyor. Gezimizin son günü, çıkış için beklerken bu kadın yanımdan geçerken, diğer yanımda oturan ve tanış olduğumuz makyajsız ve mütevazi güler yüzü ile tanınan Avustralyalı bir başka kadın, arkasından bunun aşırı süslü halinin taklidini yaptı, sonra kendisini göstererek "relaks, relaks" diye söylendi, sonra da yine yanımızda olan bir başka makyajsız kadın ile "çak" yaparak birbirlerini övdüler ve benden de tasdik istediler. Gülerek, siz doğrusunu yapıyorsunuz dedim.

Dışarıdaki bir deniz gezisinde ise bir başka kadınla yan yana geldik. Mübarek denize değil de takı defilesine gidiyor gibiydi; ne kadar altın ve parlak taşlı küpe, kolye, bilezik, yüzük bulmuşsa hepsini takmış takıştırmış, o şekilde plaja geldi.

Ancak, bu ikisinin toplamından daha süslü bir başka kadın var ki, tüm geminin dilinde. Gündüz hiç ortalarda olmuyor, her akşam yemeğine arzı endam ediyor ve sadece barlara takılıyor; değişik abartılı tuvaletleri, çantaları, takıları ve tabii ki kuaförden yeni çıkmış saç ve yüz makyajı ile. Her zaman kocasının üç adım önünde tek başına yürüyor. Gemideki söylentiye göre, sadece kıyafetleri için ayrı bir kamara tutmuş.

En yakın arkadaşlarımız İspanyol iki kız kardeş. Bizim yaşlarda ve avukatlar. Valencia'da oturuyorlarmış ve aşırı İspanyol milliyetçileri. Katalan Barcelonalılara çok kızıyorlar. Karşılıklı olarak birbirimize ziyaret etmek için sözleştik. Gülsüme güzel bir kolye hediye ettiler. Ben, Yahya Kemal'in "Endülüs'te Raks" şiirini Türkçe okudum, Gülsüm İngilizce mealen anlattı. Çok hoşlarına gitti.

Boy konusundaki Gülsüm'le benin idolümüz, Hollandalı bir aile. Karı koca, birbiriyle eşit derecede ve muazzam uzunlukta. En fazla 40 yaşlarında ve düzgün sportif vücutları var. Kadının, üst tarafına göre biraz genişçe olan kalçaları bu düzgünlüğü biraz gölgelese de, beyaz tenli, sarışın, mavi gözlü ve güzel bir uyum gösteren yüz hatları var. İki kızları ise boy konusunda ebeveynlerini geçecek gibi. En fazla 13-14 yaşlarındaki büyük kız şimdiden onların boyuna gelmiş, dal gibi ince uzun. 7-8 yaşlarındaki küçük kız akranlarına göre iki misli uzun. Bunlarla yan yana gelince yüzlerini görmek için başımızı belirgin şekilde yukarı kaldırmamız gerekiyor.

Gemimizde bir de 60 lı yaşlarında bir Brigitte Bardot var. 1.80 üstünde ince ve dimdik duran boyu ve uzun boynu, her daim yukarıdan bakan başı, çok biçimli göğüs ve kalçaları ve hepsinden önemlisi saç ve yüz şekli ile aynı bir Brigitte Bardot. Kimseye selam vermez kibirli tavırlarla geziyor. Kocası ise tam bir yarma. İki metrelik boyu, şişman olmayan ancak çok iri vücudu ile her daim karısının hemen arkasında yürüyor. Bunları bir kez dans pistinde gördüm, kadın tüm gezi boyunca takındığı duruş ve tavırlarını bırakmış çok güzel, kıvrak ve güler yüzle dans ederken, kocası sanki zoraki ona eşlik ediyormuş gibi usul usul sallandı durdu.

Tekerlekli sandalyeye bağlı çok genç bir erkek, karısı ve iki çocuğuyla herkesin takdirini kazanıyor. Çünkü, eşine ve çocuklarına karşı çok ilgili ve güler yüzlü. Onların yine kendi yaşlarında ve ikişer çocuklu arkadaşları çok düzgün insanlar. Eşler olarak değişmeli şekilde çocuklarıyla ilgileniyorlar. Aslında çocuklar için ayrı bir program, mekanlar ve kreş öğretmenleri var. Bu durum ebeveynleri için çok iyi bir ortam yaratıyor. Okul çocuklarının düzenli olarak belirli saatlerde anne ve babaları ile birlikte ders yaptıklarını görüyoruz.

Gemideki oldukça yaşlı, bastonla gezebilen insanların, kara turlarında ya da gemi içi aktivitelerdeki yaşama bağlılıklarını ve mücadele güçlerini görünce aklımdan şunlar geçti ; Hayat, varılacak limanda sahip olacağınız bir ödül değildir, o yolculuğun kendisidir hayat. Nefes alıp verdiğimiz her an bu dünyadaki yolculuğumuz devam eder. Başımıza gelen iyi ve kötü şeyler bir sonuç değildir. Yolculuğun ara duraklarından bazılarıdır sadece. Başa geleni geride bırakıp yolculuğa devam etmek ve yeni bilinmezlere yelken açmak gerekir. Geçmişi değiştiremeyiz. Geleceği ise şekillendirebiliriz.

Bu açıdan, "artık yaşlandım, eşim öldü dul kaldım, bu benim kaderimmiş" gibi sözler, boşa harcanmış ve hala harcanan hayatların simge sözleridir. Hiçbir şey için geç değildir, her zaman yeni ve kendinize göre güzel bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Bu dünyada var olduğumuz sürece bu varlığın değerini bilmek ve onu yüceltmek en doğrusu. Tercih edeceğiniz yolculuk ise siz kalmış. İyi ve kötünün anlamını bilerek, güzel ve çirkini fark ederek yola devam etmek gerekir. Yaptığınız tercihler kadar "iyi veya kötü" ya da "güzel veya çirkin" değeriniz olacaktır. Bu size kalmış. (Yarın: Pago Pago, Amerikan Samoa)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
RASİM OZAN KÜTAHYALI'YA MAHKEME İNDİRİM YAPMADI
RASİM OZAN KÜTAHYALI'YA MAHKEME İNDİRİM YAPMADI
AKŞENER: İNSANİ BİR NEZAKET GEREĞİ ELİNİ SIKTIM
AKŞENER: İNSANİ BİR NEZAKET GEREĞİ ELİNİ SIKTIM