KAZANLAR KİMİN İÇİN KAYNIYOR!

KAZANLAR KİMİN İÇİN KAYNIYOR!

Önce yol kenarındaki bir yerli köyüne gittik. Ortada yanan bir ateş ve üzerinde su dolu kazan var. Kazanın başında sazdan etekli yarı çıplak kara derili erkekler ve kadınlar. Bir tek, elleri ayakları bağlı olarak birazdan pişirilecek beyaz esirler yoktu. Her halde bize böyle bir oyun oynamazlar.

15 Eylül 2019 - 20:46 - Güncelleme: 15 Eylül 2019 - 21:20

Sıfırdan Yüz Seksene ya da Dünyanın Diğer Ucuna

 

SIFIRDAN YÜZ SEKSENE YA DA DÜNYANIN DİĞER UCUNA

Çaydan sonra bir ara odaya geldik, son iki gündür 180. Meridyeni geçme anını belirlemek için hangi meridyende olduğumuzu takip ediyordum. Kapalı devre yayın yapan gemi TV de düzenli ve devamlı olarak geminin hızı ile birlikte hangi enlem ve boylamda olduğumuz, rüzgâr hızı ve yönü ile sıcaklık derecesi veriliyor. Bugün akşamüzeri saatlerinde 180.meridyene ulaşmamız gerekiyordu. TV’yi açtım biraz bekledikten sonra, 179 derece 59 dakika ve 59 saniye Batı meridyeni üzerindeydik. Saat 17.15 de tam olarak 180.meridyen üzerinden geçtik ve ekrandaki görüntü bu kez 179 derece 59 dakika 59 saniye Doğu meridyenini yazdı. Bu şekilde İngiltere Greenwhic'deki sıfır meridyenine göre dünyanın tam diğer tarafındaydık. Ekvatora göre ise 20 derece güney boylamı üzerinden geçtik aynı anlarda.

Gemimiz, Tonga'dan Fiji'ye kuzeydoğu yönünde yol alarak gidiyor. Yarın sabah erken saatlerde ve kesintisiz 36 saatlik yolculuktan sonra Fiji adasına ulaşmış olacağız. Şimdi akşam yemeği ve dostlar arasında sohbet zamanı. Daha sonra ise pop müzik konseri için Royal Tiyatro'ya geçeceğiz.

Suva, Fiji, Kazanlar Kimin İçin Kaynıyor, Yağmur Ormanı, Burada Kapı Arkasına Değil Ağaca Asıyorlar

30- SUVA, FİJİ ADASI. 180 08’ Güney Enlemi, 1780 26’ Doğu Boylamı

8 Mart sabah erken saatlerde Fiji'yi uzaktan ve denizden seyretmek için gün doğumunda kalkarak bir kat üstteki güverteye çıktım ancak o derece yoğun bir sis, bulut tabakası ve şiddetli yağmur içindeydik ki, hemen altımızdaki denizi bile göremedik. Bu derece kapalı bir hava ile ilke kez karşılaştım. Hava sıcak, rüzgâr da yok ancak yağış, sis ve bulut her şeyi kapatmış durumda. Güneş yeni yeni doğuyor olmalı çünkü havada kısmi bir aydınlanma var.

Yaklaşık yarım saat sonra limana giriş yaptığımızı hayal meyal gördüğümüz demir atmış yük gemilerinin varlığından anladık. Daha sonra ise liman ve liman civarı seçilmeye başladı. Birer çay alıp Gülsüm’le geminin kıçındaki 13. kattaki terasa gittik. Zemini küçük su birikintileri kaplamış, tavandaki sabit metal güneşlik ile plastik seyyar güneşliğin birleştiği yerlerden sular damlıyor. Şiddetli yağmur hala devam ediyor. Liman şehir merkezinde. Yamaçlardaki orman içindeki evler ile liman çevresindeki 7-8 katlı iş merkezlerini artık görebiliyoruz. Karaya bakışımıza göre sağ tarafımızdaki sahil boyunda parklar ve yeşil alanlar var. Sol taraf ise daha çok liman içi bölge olarak uzuyor. Tam karşımızda betondan yapılmış köylü pazarı ve onun bitişiğinde merkez otobüs durakları var.

Kalabalık ve hareketli bir küçük şehir görüntüsü var. Sazlı damlı seyrek evlerin olduğu küçük kasaba havası burada yok. Bir yarım saat sonra, önce yağmur yavaşladı, sonra gökyüzünde mavilikler görülmeye başladı. Dışarı çıktığımız 09.30 sularında ise yağmur tamamen durmuş ve az bulutlu mavi bir gökyüzü altındaki tur şirketleri çalışanları bizi "bula" diyerek selamlıyordu.

Önceki adadaki hula, burada bula oldu. Daha önce ise ola ve hola şeklinde söylenen adaları gezmiştik. Pasifik'deki ilk adamız olan Hawaii'de ise aloha deniyordu. Gemideki Avrupalılar ise kendi dillerine göre hello veya hola diye günaydın veya merhaba diyorlar. Ben karşılaştığım yabancılara, günaydın veya iyi akşamlar diyorum.

Başkent Suva'dayız. Fiji adası devleti aslında yüzlerce adadan meydan geliyor. Şu anda bulunduğumuz en büyük ve merkezi ada. Bu adanın önce güney batısına geldik. Geminin ilk programına göre ise önce kuzeydoğudaki Lautoka'ya gidecektik. Ancak kaptan bu iki limanın yerlerini değiştirmiş anlaşılan. Buna göre aynı adanın iki tarafındaki iki limanı iki günde gezeceğiz aradaki gecede ise ikisi arasında yolculuk yapacağız. Fiji'de deniz ve plaj yapmayı planlıyoruz. Ancak, bugünkü Suva bölgesinde güzel plaj yokmuş. Buranın özelliği dağlık arazi, muhteşem bir tabiat güzelliği, yağmur ormanları, şelaleler, küçük ırmaklar boyunca orman yürüyüşleri ve yerli köylerinde otantik danslar ve kültür gösterileri. Bu özellikler bize uyar.

Vakit kaybetmeden tur şirketleri ile konuşmaya ve rotaları öğrenmeye çalışıyoruz. Bu sırada, Gülsüm’ün İngilizce sınıf arkadaşı olan yaşlı bir Alman çift yanımıza gelip birlikte bir taksi tutarak gezmemizi öneriyor. Kabul ederek güzel bir taksiye atlıyoruz. Şoförümüz bir Hintli. Konuşkan şoförümüz bize İngilizce bilgiler veriyor. Dedesinin babası buraya göç etmiş. Kendisiyle birlikte üç kuşaktır burada doğmuşlar. Taksi kendisinin değil, işçi olarak çalışıyor.

Fiji, kozmopolit bir ülke. Asıl yerliler %57 oranında. Onları %35 ile Hintliler takip ediyor. Kalan insanlar ise neredeyse dünyanın her yerinden. Beyazlar, siyahlar, sarılar ve melezler. Bu karmaşıklık, dini inanca da yansımış. Burada her dinden insan varmış. Değişik Hıristiyan kiliseleri, Hindu tapınakları, biri ibadete açık diğer bitmek üzere inşaatı devam eden kocaman iki cami, altın kubbeli Sih tapınağı ve Budist tapınağı gördük. Eski yerel pagan dinlere inananlar da varmış. Camilerin ana kubbesi ve minareleri üstündeki bizdeki tek hilal şeklindeki alem, burada ay yıldız şeklinde ve Pakistan bayrağı görüntüsünde. Cami yapıları da bizimkilere benzer değil. Diğer Uzakdoğu camileri mimarisinde.

KAZANLAR KİMİN İÇİN KAYNIYOR

Önce yol kenarındaki bir yerli köyüne gittik. Yaklaşık 30 ahşap ve teneke karşımı tek katlı bahçeli ve fakir görünümlü evler ve insanları var. Tepelik yerde çok kullanılmadığını gözlediğimiz orta boy bir kilise bulunuyor. Okulu soruyorum. Yokmuş, üç km ötedeki köye gidip geliyormuş çocuklar. Biz köyü yay olarak gezerken, köylüler, orta malı olan merkezi bir binada hazırlık yaptılar. Bu arada, başka bir araçla 8 turist daha geldi, daha sonra ise bir başka taksi ile dört turist daha. Yaşlıca ve orta yaşlı 7 erkek, bir o kadar kadın ve on kadar küçük çocuk bu binanın büyük salonunda yere oturdular, bizler için 10 kişilik 4 sıra tahta sandalyeler dizmişler. Oturanların ortasında ahşaptan oyulmuş ve bizdeki sini büyüklüğünde ancak derinliği tencere biçiminde içki kabı var. Bunun içinde sütlü kahve kıvamında ve renginde bir sıvı var. Bu, komşu Tonga'da ilk kez duyduğumuz yarı uyuşturucu bir ağaç yaprağının kaynatılmış suyu. Bizim aile geleneğine uyarak ilk kez gördüğümüz bu içkiyi Gülsüm içti ben içmedim. Yerli kültürüne göre sadece erkekler içermiş bunu ve özellikle ergenliğe adım atan genç erkeklere bir törenle içirirlermiş.

Ancak, turizm ve onun getirdiği maddi imkanlar, tüm gelenekleri ve otantik yapıyı silip süpürmüş. Şimdi her şey para karşılığı turistlere sunulan bir gösteri. Yarı çıplak ve üzerinde saz demetlerinden bir eteklik olan kara renkli yerlinin bir elinde taştan bir balta var ama arada masadaki cep telefonuna gidip göz atıyor. Balta girmemiş orman içinde gibiyiz ancak yol kenarında lüks otomobilimiz park halinde bizi bekliyor.

Biraz sonra yerli şarkıları söylendi ve iki iri yarı genç erkek ve bir çocuktan oluşan dans ekibi yine yerli danslarını yapmaya başladılar. Biraz sonra bir yerli kadın da onlara katıldı. Kadın normal bir elbise içinde iken erkekler yarı çıplak ve saz demetli etekler giymişler. Sonra bizleri de dansa kaldırdılar.

Danslar bitince dışarı çıktık, köyün ortasında açıkta bir ateş yakmışlar, en az 7-8 cm çaplı ve birer metre uzunluktaki bambu borular içine tara bitkisinin yapraklarını birbirine sıkıştırıp sokuyorlar ve bu şekilde ateşin üzerine koyarak haşlayıp bu yaprakları yiyorlar. Turistlere bunu ıspanak olarak tanıtıyorlar. Pazarda, demet demet satılan bu bitkinin yumru kökleri ise bizdeki patates görevini görüyor. Haşlanarak ya da fırınlanarak yeniyormuş. Bu adalarda bizdeki patatesler yetişmiyormuş, nem ve yağış fazlalığı nedeniyle. Tara bitkisinin tarımını yapıyorlar. Birçok tara tarlası gördük.

Ateşin ve kazanın başında sazdan etekli yarı çıplak kara derili erkekler ve kadınlar vardı. Bir tek, elleri ayakları bağlı olarak birazdan pişirilecek beyaz esirler yoktu. Her halde bize böyle bir oyun oynamazlar. Ziyaretin sonunda ellerinde baltaları, kocaman palaları ile bizi arabamıza kadar uğurladılar.

YAĞMUR ORMANI

Şimdi istikamet yağmur ormanlarının içi ve oradaki şelaleler boyunca dere kenarı orman yürüyüşü. Adanın tamamı orman ancak bu kez doğrudan içine gireceğiz. Biraz sonra asfalt yoldan ayrılıp dar ve toprak bir yoldan orman içinde gitmeye başladık. On dakika sonra küçük bir park yerinde durduk. Geçen yıl İngiltere Prensi Henry eşiyle birlikte buraya gelmiş ve bulunduğumuz yere bir fidan dikmiş. Onun anısına, kocaman parlak bir plaket ve sağına soluna ahşap sütunlar dikmişler.

Orman içi patika yol tek kişinin yürüyüşüne yetecek genişlikte, dört kişi arka arkaya yürüyoruz. Sağımız solumuz o derece sık ağaç ve sarmaşıklarla kaplı ki, orada yürümek mümkün değil. Birazdan şelalenin sesi gelmeye başladı. Tüm gece yağan yoğun yağmur nedeniyle şelale suyu ve düştüğü yerdeki göl bulanık renkteydi. Aslında mayolarımız üstümüzde olduğu için burada yüzmeyi planlamıştık ama suyun kahverengi çamurlu rengi bizi vazgeçirdi.

Dere boyutlarındaki akarsuyun bitişiğindeki ona paralel tek kişilik patikamız devam edip gidiyor. Buradan yürümeye başladık. Çok güzel ve orijinal manzaraları seyrettik, video çekimi yaptık, fotoğraf çektik. Dere, birkaç on metrede bir şelale ve göletler halinde devam ediyor ve muhtemelen denize kadar böyle gidiyor. Ancak biz bir saat kadar bu orman denizinde sırılsıklam terleyerek yürüdük. Çoğu yerde gökyüzünü görmek mümkün değil. Bizde saksı içinde satılan tropikal bitkiler burada devasa ağaçlar halinde. Fazla nem ve az güneş nedeniyle çiçeklenme azdı daha çok yaprak, gövde ve kökleri gördük. Kökler öyle büyük ki, patikamızın sağı ve solunda ara ara setler oluşturuyor.

Bu doyumsuz yolculuğa belli bir noktada son verdik ve geri dönmeye başladık. Alman arkadaşımız Erik emekli bir mühendis. Dönüş yolunda yan tarafa sapan bir başka yol görünce buranın kestirme olarak park yerine çıkabileceğini söyledi. Bunu söyleyen hem Alman hem de mühendis ise onan inanmak insana zarar getirmez. Gerçekten de öyle oldu ve tamamen farklı ve daha kısa bir yoldan park yerine döndük. Ancak, yanlış bir yola sapsaydık, akşama kadar bu balta girmemiş ormandan çıkamazdık.

Dönüşte kısa bir şehir turu yaparak yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra gemimizin yanında araçtan indik. Gemide önce banyo ve elbise değiştirme sonra öğlen yemeği ve bu kez şehir merkezinde yaya olarak gezinti yaptık. Orta boy bir şehir ancak özellikle akşam üstü çok canlı ve kalabalıktı. Mağazaların ve alışveriş dükkanlarının fazlalığı dikkat çekiyor. Sahil boyu yeşil alan şeklinde. Asıl merkezi cadde, İzmir'deki 2.kordon gibi denize paralel olan ikinci sıradaki caddeydi. Yolda rastladığımız Holiday Inn oteli lobisinde mola verdik, internete girdik. Daha sonra İngiliz tipi çok büyük parlamento ve hükümet binasının etrafını dolaştık. Hemen önünde devasa çimlik alanı ve bir tarafı tribün üç tarafı açık rugby stadını gezdik.

Hindistan, Afrika ve tüm uzak doğu ve Pasifikteki İngiliz hakimiyeti buraların spor kültürünü rugby ve kriket olarak biçimlendirmiş. Bugünlerde sanırım Pasifik oyunları var ve yerel dükkanlardaki televizyonlarda devamlı rugby maçları gördük. Tabii ki, Amerikalılar bu oyunu da çok daha sert ve vurdulu kırdılı hale getirerek değiştirmişler. Rugby'de, sporcular bizdeki futbol tarzında forma giyiyorlar, Amerikalıların kullandığı koruyucu başlık, omuzluk veya dizlik tarzı aparatlar takmıyorlar.

Buranın yerli insanları önceki adalardaki gibi şişman değil. Artık Asyalı/Hintli görünüş ve daha zayıf insanlarla birlikteyiz. Yerel erkek gömlekleri ve tek parça erkek etekleri ise aynen devam ediyor. Yolumuzun sonunda bir parka daha girdik. Önem verilerek düzenlenmiş bir park burası. Tam ortasında 1907 yılında yapıldığı yazılan bir saat kulesi, önünde bir havuz, arka tarafta Fiji Müzesi vardı. Müze küçüktü ve ana salonda otantik ancak gerçek boyutlarda yerli tekneleri sergileniyordu. Bunların birisi ikili tekne iken bir başkasının üstünde sazlı bir kulübe vardı.

Parkta pek çok ağaç vardı ama ikisi dikkatimi çekti. Buralarda, ağaç üstünde asalak ağaç veya sarmaşık çok fazla. Ancak bu kez dev bir ağacın en üst tarafında kocaman bir kaktüs ormanı yerleşmiş. Üst taraftaki bölgeyi tamamen kaplamış ve sarı sarı kaktüs çiçekleri açmış. Ağacın alt taraflarında ise başka tür ağaçlar ve sarmaşıklar yerleşmiş. Kendi kalın dalları ise adeta gür bir sakal bırakmış gibi (kendi yaprakları mı yoksa asalak bir başka tür mü çözemedim) yapraklı yosun benzeri bitki ile kaplanmıştı.

BURADA KAPI ARKASINA DEĞİL AĞACA ASIYORLAR ŞEYLERİNİ

Diğer ağaç ise daha mütevazi ölçülerde ve tek başına yaşıyor. Yeşil yaprakları arasında sarımsı beyazımsı bir tür meyvesi var. Meyvenin neye benzediğini siz bulacaksınız, İzmir'den anlatacağım bir anekdot sonunda: İzmir'de çok samimi olduğum, samimi inancını eksiksiz yerine getirdiği ibadetleri ile tamamlayan, harama helale dikkat eden bir Hüseyin abim var. Dini inancı gereği, harama uçkur çözmeyen erkeklerden. Arkadaşlarla ona takılırız, "erkek değil misin, sen de bir gün şeytana uyarsın" diye. Bu kararlı bir şekilde "mümkün değil, çünkü ben evden çıkarken benimkini kapının arkasına asıyorum, öylece çıkıyorum" der her seferinde. İzmir'e dönünce bu ağacın ve dallarındaki malum meyvenin fotoğraflarını göstereceğim, "sen kapının arkasına asıyorsun ama Fijililer ağaç dallarına asıyormuş" diyeceğim.

Dönüş yolunda merkezi katedrali gezdik, mağazalara ise girmedik. Rahat bir tempoda kaldırımlarda gezindik. Merkezdeki köy pazarını ise gezdik. Tara yaprakları ve yumruları, kasava yumruları yanında değişik türde yemelik ya da pişirmelik muzlar, coconutlar, ananas, avokado, değişik renk ve boyutlarda biberler, kabaklar, salatalık, domates, maydanoz, bamya, uzun börülceler, topraktan yeni çıkarılmış zencefiller ve ilk kez gördüğüm yeşil renkli ayva benzeri değişik boyutlarda meyveler satılıyordu. En fazla satılan ürün ise mor çizgili patlıcanlardı. İzmir'de olsam iki üç büyük pazar çantası sebze ve meyve alırdım. Burada sadece seyretmekle yetindik.

Bugün 8 Mart kadınlar günü. Gemide özel kutlama ve süslemeler var. Pembe ve Siyah renkli giyinmemiz tavsiye edildi gazete ve sözlü anonslarda. Gülsüm başta olmak üzere birçok kadının bu gününü kutladım. Ancak, gece yorgunluk nedeniyle fazla ayakta kalamadık.

(Yarın: Lautoka, Fiji, Brooke Shields'le Randevum Var, Jaws ama Filmi Değil, Tekneyle Uçmak, Otantik mi?)

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Hüseyin Ahmetoğlu
    1 ay önce
    Maşallah dünya kazan Kabak ailesi kepçe. Allah gönlünüze göre versin inşallah
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
KIYI EGE BELEDİYELER BİRLİĞİ MARMARİS'TE TOPLANDI
KIYI EGE BELEDİYELER BİRLİĞİ MARMARİS'TE TOPLANDI
KAÇAK ELEKTRİK KULLANMAKTAN YARGILABİLİRSİNİZ
KAÇAK ELEKTRİK KULLANMAKTAN YARGILABİLİRSİNİZ