KAPTAN KÖŞKÜ VE TERÖR

KAPTAN KÖŞKÜ VE TERÖR

16 Ekim 2019 - 23:38 - Güncelleme: 16 Ekim 2019 - 23:50

Kaptanın Ofisinde, Kaptan Köşkünde, Bir Kez Daha Terör, Bir Kez Daha Şampiyon

 

KAPTANIN OFİSİNDE

Aslında iki saat daha kalabilirdik ancak Gemimizin kaptanı ile (ki o bize gönderdiği yazılarda ve yaptığı gemi içi anonslarında "sizin kaptanınız ben Marko Massa" diye kendisin tanıtıyor) randevumuz var. Bu randevu, yaklaşık 25 günlük bir hikâye. Tüm yolcuları ve sıramız geldiğinde bizi de geminin çalışanlara ait iç kısımlarını gezdirdiklerini anlatmıştım. Ancak bu gezilere kaptan köşkü dahil değildi. Bu tür araçlara meraklı olan Gülsüm bu duruma hayıflanmış ve "keşke kaptan köşkünü görsek, gemi nasıl idare ediliyor öğrensek" diye söylenmişti.

13 Marttaki yaş gününü bahane edip, kendi telefonuma "eşimin yaş günü olduğunu, kaptan köşkünü gezmek istediğini, kocası olarak yaş gününde bunu sağlamak istediğimi ve bu konuda yardımcı olunmasını" Türkçe olarak yazdım, otomatik dil değiştirme programı ile bu yazıyı İngilizceye çevirdim ve fotoğrafını çekip sakladım.

Aynı gün gemi içinde gezerken yanına giderek kendimi tanıtıp telefonumdaki İngilizce yazıyı okuması için gösterdim. Yazıyı okuyunca İngilizce "tabii ki olur" dedi ve Türkçe ekledi "ben Türkleri çok seviyorum", hemen yanımda telefonu ile birisini aradı ve oda numaramı benden alarak bu kez İtalyanca bizimle ilgili karşıdaki kişiye talimat verdi.

İki gün önce çok kibar üslupla yazılmış bir mektup aldık kaptandan ve buna göre 7 nisanda bizi ofisine davet ediyordu. Mektuptan birkaç saat sonra ise bir gemi görevlisi bizi telefonla aradı ve bulaşma saati ile yerimizi belirledik. Ertesi gün olan 7 nisanda kahvaltıdan hemen sonra yanaştığımız limanlardan çıkışımızı organize eden ve bu nedenle aşina olduğumuz İrlandalı kadın subay Martha ile 5. kattaki resepsiyonda buluştuk ve onun rehberliğinde 12. Kattaki kaptanın ofisine gittik.

Kaptan ve bu dünya turuna başkanlık eden geminin ait olduğu MSC Şirketinin Yönetim Kurulu üyesi olan yönetici bizi çok kibar şekilde karşıladılar. Tanışma dan sonra sohbet ettik. Karşılıklı cappuccino ve espresso içtik. Kaptan, defalarca İzmir'e gelmiş, bizim gevreğimizi ve boyozumuzu bildiğini ve İzmir'i İstanbul'dan çok beğendiğini anlattı. Bu arada, bizim ilk konuşmamızda bir yanlış anlama olduğu ortaya çıktı, kaptan köşkü diye kaptan kendi çalışma ofisini anlaşmış, bu nedenle bizi o anda bulunduğumuz çalışma ofisine davet etmiş. Asıl dileğimizi de derhal yerine getireceğini ancak gemi denizde iken bunun mümkün olmadığını, bir gün sonraki Colombo Limanında demirli iken saat 17.30 civarı bizi tekrar resepsiyondan aldıracağını ve geminin asıl yönetim yerini gezdireceğini söyledi. Aynı anda, Gülsüm'e yaş günü hediyesi olarak, bir limandan çıktıkları anda kullandıkları, üzerinde, enlem-boylam ve daha bir sürü teknik bilgi ve çizim olan, kalemle hesaplamalar yapılmış, imzalanıp, mühürlenmiş büyük boyutlu bir deniz ve kıyı haritası verdi.

KAPTAN KÖŞKÜNDE

Bu nedenle Colombo şehrini biraz erken terk edip 17.30 sularında gemiye döndük ve doğru resepsiyona gittik. Bu kez çok genç bir subay bizi kaptan köşküne götürdü ve oradaki daha kıdemli bir başka subay bize kaptan köşkünü anlattı;

Burası geminin 12 katında ve tüm ön tarafı kapsıyor. Hatta, geminin iki yanını arkaya kadar görebilsinler diye her iki yandan kapalı çıkmalar şekilde eklemeleri var. Dışarı bakan her yer camla kaplı. Yaklaşık 100 m2 lik bir salon şeklinde. Cam kısımların üstü ve arka duvarlar tamamen elektronik ve mekanik göstergeler, teknik tablolar ve yazılı ve resimli talimatlarla dolu. En önün orta kısmında 10 metre uzunluğunda bir konsol ana kumanda yeri. Bu konsolun her yanı ışıklı göstergelerle dolu. Gemiyi süren ve durduran aparat ile hemen onun arka bitişiğinde olan ve gemiyi sağa ve sola hareket ettiren aparat neredeyse insan eli içi kadar yer kaplıyor. Bu aparatların hızlandırma, yavaşlatma ve sağ ve sola çevirme kolları ise en fazla 5 cm uzunluğunda incecik metal çubuklar halinde. Subaya takılıyorum, "nerede o kocaman gemi dümeni" diye gülerek, o da yine gülerek bu küçük aparatları gösteriyor.

Aynı konsol üstünde radar kısmı çok etkileyici idi. Etrafımızın tamamı radar ekranında görünüyor. Subay, oradaki bir düğmeye ara ara basarak ölçeği büyütmeye başladı, önce limanı daha geniş bir şekilde sonra tüm şehri sonra tüm bölgeyi sonra tüm ülkeyi sonra Hindistan dahil komşu deniz ve ülkeleri aşama aşama gördük. Aynı anda etraftaki tüm gemileri de birer üçgen olarak gördük ve o üçgenlerin üstüne basınca bu kez o geminin cinsi, adı, büyüklüğü gibi birçok bilgi anında ekranda beliriyor.

Bu ana konsolun arkasında bir başka konsolda diğer teknik aletler, anons cihazları, su ve yangın halinde gemiyi kısım kısım bloke edecek ve suyun ya da yangının genişlemesini engelleyecek sistemler, geminin dalgalarda stabil durmasını sağlayan sistemler, tüm kamera sistemleri ve gemi içi görüntüler bize anlatıldı.

Sağ ve soldaki çıkıntılı bölümlerin içinde öndeki ana konsolun küçültülmüş bir örneği daha yapılmış. Geminin limanlara yanaşması ve kalkması anında o konsollardan kumada ediliyormuş, aynı anda yandaki iskele de görülsün diye. Arka konsolun iki yanında iki koltuk vardı, kaptanın nerede oturduğunu sorunca subay "her yer onun istediği yerde oturuyor" dedi.

Burada en az 4 subay devamlı vardiya halinde görev yapıyormuş. Kaptan, işleri programlayıp hal yoluna koyduktan sonra buradan ayrılıp gemi içinde dolaşıyormuş. Her şey elektronik ve bilgisayarlı olmasına rağmen, tüm yolculuğu kendilerinin elle ve gözle takip ettiklerini, otomatik pilot gibi bir şeyin olmadığını söyledi subay. Bir de tüm sistemler arızalanıp kapanırsa rotalarını hesaplamak ve yön bulmak için eski model mekanik bir aparatı bizi tanıttı. Merceklerinden denize doğru baktığında mercek üstünde yazan rakamlar yardımıyla, bulunulan yer, rota ve hedefi bulacaklarmış ancak bu eski model alete ihtiyaç olmuyormuş.

Biz bunları konuşurken diğer 2-3 subay haritalar üzerinde hesaplamalar ve işaretlemeler yaparak yaklaşık iki saat sonra kalkacak gemiyi hazırlamaya başlamışlardı. Biz de teşekkür ederek bizim için çok yabancı bu ortamdan çıkıp kendi gemi içi ortamlarımıza döndük.

Saat 20.00 de gemimizi hareket etti. Kaptan köşkü ziyaretinden sonra geminin seyrini daha bilinçli olarak gözlemeye başladık. Hatta kendimizi, kumanda panellerinde gemiyi kullanan kişiler olarak hayal ettik.

BİR KEZ DAHA TERÖR

Sri Lanka'yı, 12 gün sonra bu kez çok acı bir haber ile hatırladık. Paskalya törenleri sırasında kilise ve otellere terör saldırısı yapılmış ve 360 kişi öldürülmüş. Yüzlerce de yaralı varmış. Bizim içine girdiğimiz, çay içip kek yediğimiz Kingsbury Oteli de saldırılan oteller arasında. Terör bir kez daha masum insanları öldürdü ve aileleri mahvetti.

İlk gelen bilgiler göre, Yeni Zelanda cami saldırısının intikamı için bu kez Müslümanlar, Hıristiyanlara saldırmış. Kim kime saldırırsa saldırsın, hangi gerekçe ileri sürülürse sürülsün, teröristleri ve onları bir şekilde haklı görenleri ve gösterenleri, değil insan hayvan olarak bile sayamayız. Onlar, hayvanlardan da aşağılık mahluklar. Çünkü, hayvanlar sadece aç olduklarında kendi yaşamaları için öldürüyorlar.

Terörle mücadele muhakkak uzmanlık isteyen bir devlet güvenlik işi. Bizim gibi sade insanlar işin o tarafını bilemeyiz. Ancak yine bizim gibi sade insanlar, terörü ve teröristi yaratan; haksızlık, sevgisizlik, kavga, kızgınlık, intikam yerine hoşgörü, yardımlaşma, empati ve saygı gibi insani değer yargıları hakkında iyiye gidiş için çok şeyler yapabiliriz.

BİR KEZ DAHA ŞAMPİYON

Maldivler yolu 34 saat sürecek. Denizdeki günümüz yine çok sakin ve çok güzel Hint Okyanusu üzerinde huzur içinde geçiyor. En ufak bir dalga ya da rüzgâr yok. Gemi standart hızının daha altında yavaş şekilde seyrediyor. Çünkü, normal hızla gitse gece saatlerinde menziline varacak. Sabah demir atmak için şimdi işi ağırdan alıyor.

Bugün, uzun bir süredir gitmediğim pinpon maçlarına tekrar başladım. Doğrusu dönüşüm muhteşem oldu. Sabahki çiftler turnuvasına, artık iyice dost olduğumuz Avusturyalı öğretmen Herman'nın eşi Monika ile ortak olarak katıldık. Önce, Almanları sonra Fransızları yenip finale çıktık, ancak finalde her ikisi de çok iyi oyuncu olan iki Fransız'a yenildik. Öğleden sonraki tekler turnuvasında ise önce bir Fransız'ı, sonra yine bir Fransız'ı sonra bir İtalya'nı ve finalde yine bir Fransız'ı yenerek 2. kez şampiyon oldum. Yine altın madalya vermediler güzel bir tişört ile yetinmek zorunda kaldım. Ancak, akşam yemeğinde kendi aramızdaki şampiyonluk kutlaması bayağı neşeli geçti.(Yarın: Male, Maldivler, Gulhi, Maafushi)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
NARLIDERE ATA'NIN HUZURUNDA
NARLIDERE ATA'NIN HUZURUNDA
BAŞKAN BATUR VE OĞUZ ATATÜRK'ÜN DOĞDUĞU EVDE
BAŞKAN BATUR VE OĞUZ ATATÜRK'ÜN DOĞDUĞU EVDE