DİKKAT! KORSAN ÇIKABİLİR...

DİKKAT! KORSAN ÇIKABİLİR...

Umman'dan ayrıldıktan sonra aralıksız beş gün denizde seyredeceğiz. Gideceğimiz bölge dünyanın en tehlikeli suları. Buraları, deniz korsanlarının cirit attığı, gemileri ele geçirip insanları soydukları yerler.

31 Ekim 2019 - 22:51

Muskat, Umman

45- MUSKAT, UMMAN. 230 62’ Kuzey Enlemi, 580 57’ Doğu Boylamı

Ertesi gün bu kez başkent Muskat limanındayız. Liman çok güzel ve modern. Bizden önce bir turist gemisi daha gelip iskeleye bağlanmış. Bizden sonra bir turist gemisi daha geldi. Turist gemilerinin biraz ilerisinde ise sarımsı renkte çok büyük iki yat bağlıydı. Bunlar neredeyse orta boy turist gemileri ebatlarında. Gün içinde öğrendiğimize göre her ikisi de Sultan'a aitmiş. Birisi ailesi için, diğeri yabancı devlet misafirleri içinmiş.

Gemiden inip limanı çevreleyen sahil yoluna ve onun etrafındaki binalara, insanlara, yol ve meydanlara, araç trafiğine ve genel olarak her bir şeye baktığımda aslında geri kalmış bir Ortadoğu şehrine değil batılı ülkelere ait modern bir Akdeniz tatil beldesine gelmiş gibi hissettim. He taraf çok düzenli ve temiz. Şehrin mimarisi çok düzgün. İnsanlar kibar, trafik keşmekeşi yok. Binaların temiz boyalı dış cephelerine, temiz caddeler, temiz araçlar, temiz kaldırımlar ve temiz insanlar eşlik ediyor. Etrafta hiçbir çöp yok. Çok katlı bina yok. Geleneksel Arap mimarisi güzel bir manzara oluşturuyor. Bu manzarası ile bizim Ege ya da Akdeniz kıyı şehirlerinden çok daha medeni bir yer burası.

Yine geleneksel Arap stili camiler ve kare şeklindeki minareleri görünüyor. Bunların kubbeleri ise mavi, yeşil veya altın sarısı renklerle süslenmiş veya taştan oymalarla dantel şeklinde örtülmüş. Biraz ileride balık hali, sebze-meyve hali, et ve tavuk satan dükkanları görünce buraya duyduğumuz hayranlık biraz daha arttı. Çünkü, hepsi çok temiz, düzenli ve etraflarına saygılı satıcılardan oluşuyordu. Hem hal binaları hem de içindeki işyerleri çok moderndi. Balıklar ise muazzam bollukta ve çeşitte. İnsan boyunda olan değişik tür iri balıklara, kırmızılı, sarılı, beyazlı daha orta boy balıklar, kocaman kalamarlar, mavi renkli iri yengeçler eşlik ediyordu. Etrafta en ufak bir koku ya da insanı rahatsız edecek bir durum yoktu. Aynı gelişmişlik, sebze ve meyve halinde de sürdü. Dış taraftaki et ve tavuk satan marketlerde de durum aynıydı.

Daha sonra sahil boyunca iki-üç km yürüdük. Sahil kısmı modern şekilde düzenlenmiş ve rahat bir şekilde yürünüyor. Deniz temiz ve değişik balıklar gözle görülecek kadar çok sayıda. Sahilden şehrin içine kıvrıldık ve dar sokaklarında bir müddet yürüdük. Tarihi ve küçük kalesinin eteklerinden geçtik. Resmî tatil olan Cuma gününde olduğumuzdan mahalle içindeki dükkanlar kapalıydı. Ancak, bizim Kapalıçarşı'nın küçük bir modeli olan tarihi çarşıları açık ve çok kalabalıktı. Esnafların fiyatlara ilişkin tutumu ise hoş değildi. Çünkü, hiçbir fiyat yazılmadığı gibi ne sorarsanız sorun çok yüksek bir fiyat verip ilk olumsuz tepkinizle hemen fiyatları düşürmeye başlıyorlar ve en sonunda "sen ne verirsin" diye soruyorlar. Bir gün önceki Kasap'tan aldığımız şeylerin fiyatları burada iki hatta üç misli olarak konuşuldu.

Daha sonra otobüslerle şehir turu yaptık. Bu şehir hakkındaki olumlu gözlemimiz geçtiğimiz her caddede ve semtte artarak devam etti. Düzgün mimari, temiz cadde ve meydanlar, bakımlı ağaçlar, çimler ve renkli çiçekler. Yeşil parklarda damlama su sistemleri görünüyor. Şoförümüz ve rehberimiz genç ve geleneksel Arap giysileri içinde kibar ve sakin insanlar. Diğer otobüslerde genç kızlardan rehberler var. Kızlar tepeden tırnağa kara çarşaflı, erkekler ise beyaz uzun entarili. Sokakta ve çarşıda karşılaştığımız bazı kadınların yüzleri tamamen kapalı olacak şekilde peçeli ancak büyük çoğunluğun başları kapalı yüzleri açıktı. Araba kullanan bir kadın dışında başı açık kadın görmedik.

Cuma saatinden sonra gittiğimiz en büyük camileri yine kapalıydı. Hatta bu sefer Müslümanları dahi içeri sokmadılar. Nedenini sorduğumuzda rehberimiz normal bir şeymiş gibi "buranın Sultan'a ait cami olduğunu" söyledi. Biz yine itiraz ettik, "camiler Allaha aittir, sahibi olmaz" diye. Öğleden önce ise sadece Müslümanlar içeri girebilmiş. Bu cami kare şeklinde çok büyük ve tek kubbesi altın sarısı renkli ve üstü oymalı şekilde süslenmiş. Birisi diğerlerinden çok daha büyük diğer dördü birbirine eşit şekilde büyük beş minaresi var. Minareler ana binaya bitişik olmayıp onu çevreleyen dış bahçe duvarlarına bitişik şekilde yapılmış. Turistlerin girebildiği etrafı açık dış alan ise çok düzgün ve güzel şekilde çimler, ağaçlar ve çiçeklerle süslenmiş. Büyük bir bölümü ise, her biri müstakil ağaççıklar halinde budanmış, rengarenk ve değişik renkleri ile sıralanmış bir begonviller bahçesi halinde düzenlenmiş.

Sultanın devlet işlerini yürüttüğü sarayı ile aynı bölgede bulunan bakanlık binaları tüm şehir gibi temiz, bakımlı ve yine kapalı idi. Küçük müzesinde ise daha çok otantik kıyafetler, takılar ve geleneksel silahlar sergileniyordu. Burayı ziyaret eden misafir devlet büyüklerinin resimleri arasında 2010 yılında buraya gelmiş dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşinin fotoğrafını gördüm.

Rehberimizden değil ama diğer turist arkadaşlardan duyduğumuza ve önceden okuduklarımıza göre Sultan Kabus iki eşli ve çocuksuz imiş. Bu modern ülke onun eseri. Şimdilerde kanser ile mücadele ediyormuş ve aşırı temizlik düşkünü bir lider olarak tanınıyor. Temizlik hassasiyetini tüm vatandaşlara ve şehirlere aşılamış. Eğitim ve sağlık parasız ve ihtiyaç sahiplerine ayrı bir ev veriyormuş. Sultan ve ailesi hakkındaki sorularımıza, rehberimiz pek cevap vermek istemedi, biraz çekingen hatta korkan bir tavırla "bunları biz de bilmiyoruz" diye geçiştirdi.

Düğün merasimleri bizim geleneksel köy düğünlerine benziyor. Önce kız evinde sadece kadınların katıldığı bir kına gecesi ve sonra gelin alma töreni ve asıl düğün. Yeni evliler ilk 2-3 yıl erkek tarafının baba evinde kalmak zorunda. Bundan sonra kendi tercihlerine göre ayrı bir eve çıkabilir ya da aynı şekilde yaşamaya devam edebilirlermiş. Büyük çoğunluk, ayrı eve çıkmayıp birlikte yaşamayı seçiyormuş. Yemekler aynı tabaktan ve elle yeniyormuş. Herkesin yatak odası ayrı ancak diğer odalar ortak imiş.

Umman'dan güzel duygularla ayrıldık. Krallık ya da mutlakıyet de olsa iyi yöneticilerin ülkelerine hizmet ettiğini ve sevildiğini gördüm. Demokratik seçimlerle gelen kötü yöneticileri de görüyoruz. Bu açıdan demokrasi bir garanti vermiyor. Ancak demokrasi yoksa, iyi yönetim yazı tura işi bir şans hali. Kötü olursa onu değiştirme imkânı yok. Demokrasinin üstünlüğü burada, kötü yönetici bir seçim sonra değiştiriliyor.

Dikkat Korsan Çıkabilir, Hayvanlar Alemi, Paskalya, Eden'den Sonrası Kızıldeniz, Türkiye Esintisi

 

DİKKAT! KORSAN ÇIKABİLİR

Umman'dan ayrıldıktan sonra aralıksız beş gün denizde seyredeceğiz. Gideceğimiz bölge dünyanın en tehlikeli suları. Arap yarımadasının güneyinde doğudan batıya doğru seyredeceğiz. Sağımızda halen iç savaş süren Yemen, solumuzda bir kargaşa ve terör ortamında perişan olmuş Somali olacak. Buraları, deniz korsanlarının cirit attığı, gemileri ele geçirip insanları soydukları yerler.

Bu nedenle, gemimiz, özel bir güvenlik şirketi ile anlaşmış. Paralı asker görünümlü güvenlikçiler açık güvertelerde denizi gözlüyorlar. Kaptan, tehlike anında üç ayrı alarm verileceğini hem yazılı hem de sözlü anonslarla anlattı. Sarı alarm, sadece gemi çalışanlarına yönelik olacak ve onlar belirli işleri yapacaklar. Mavi alarmda, biz yolcular açık alanları terk edip kapalı bölümlere geçeceğiz. Kırmızı alarmda ise yetkililerin söylediği şekilde hareket edeceğiz. Bakalım, deniz korsanları bize bulaşacaklar mı?

HAYVANLAR ALEMİ

Denizdeki ilk günümüzde sabah ve öğlen saatlerine olmak üzere iki ayrı kez yunus ve balina şovu ile karşılaştık;

Sabah, Gülsüm’le ikimiz suffleboard oyununu 14. kattaki açık güvertede oynarken birden denizde bir kıpırtının olduğunu fark ettim, Gülsüme söyleyince oyunu bırakıp denizi gözlemeye başladık ve gerçekten aynı anda üçerli beşerli yunuslar gemin etrafında belirdi. Bazısı sakin şekilde bata çıka yüzerken üç dört tanesi geminin hemen bitişiğinde ve suyun hemen altında bize paralel yada diklemesine gidip gelerek yüzmeye başladı. Dalgasız temiz suyun içinde net şekilde yüzüşlerini hayranlıkla izledik. Bazıları yine su içinde ters dönerek ilerlerken, beyaz renkli göğüs ve karın bölgeleri üzerlerindeki suyun türkuaz renkli görünmesine neden oluyordu. Bu şekilde lacivert renkli suyun hemen altında türkuaz renkli bir gölgenin dans edercesine yer değiştirmesine baktık.

Öğlen yemeğini 13.kattaki geminin en arkasındaki açık bölümde yerken hemen arkamızda bıraktığımız denizin ortasında beyaz köpüklü kocaman bir havuzun oluştuğunu gördüm. Ne olduğunu anlamak için dikkatlice bakarken bu kez aynı görüntünün on metre kadar yanında tekrar oluştuğunu gördüm. Aynı anda birçok yolcu bu havuzları gördüğü için hayret nidaları ile denize bakmaya başlamıştı. Takiben peş peşe bu büyükçe havuzlar etrafta oluştu, bazen köpükler daha da artıyor ve sular, bu havuz etrafında dönerek dalgalanıyordu, en sonunda birinin içinde balinalara has su fıskiyesi çıktı. Zaten köpüklü havuzların büyüklüğü bir yunus için çok fazlaydı. Bunun balina olduğuna karar verdik. Ancak, ne yazı ki, balinanın kendisi hiç dışarı çıkmadı. Havuzlar devam ederek arkamızda uzaklaştı ve sonra da kayboldu.

Birkaç saat sonra ise, bizim için şansızlık oldu çünkü geminin diğer tarafında olduğumuzdan göremedik ancak gören arkadaşların anlattığına göre kocaman bir balina geminin yan tarafında uzun fıskiyesi ile önce işaret vermiş sonrada tüm gövdesi ile su üstüne çıkarak tekrar denize dalmış. Akşam üstü ise bir Alman arkadaş bu balinanın çok güzel fotoğraflarını çekmiş ve bu fotoları benim cep telefonuma gönderdi. Balina, tüm gövdesi ile defalarca su üstüne çıkıp, etrafa sular saçarak tekrar tekrar dibe dalmış. Görenler, alkış kıyamet zevkle izlemişler bu balina şovunu.

Bir saat kadar sonra ise aynı yerde bu kez havadan gelen değişik bir misafiri gözledik. Tüm deniz yolculuğu süresinde değişik deniz kuşları etrafımızda dolandı ancak bu kez deniz kuşundan ziyade kanat, boyun ve vücut yapısından ve kanat çırpışından denize ait olmadığı anlaşılan kocaman bir kuş neredeyse hemen yanımıza konacaktı ancak son anda korkarak ve can havli ile kanat çırparak güverteden uzaklaştı. Asıl ilginci ise kuşun rengarenk kanat ve gövdesi idi. Özellikle sırt bölgesi mor mavi büyük bir leke ile kaplıydı. Göğüs kısmı da ayrı bir renkteydi. Başı ve kuyrukları da değişik renklerdeydi. Sanki, insan eliyle özel olarak boyanmış gibiydi. Bir müddet arakamızda uçarak bizi takip etti, sonra uzaklaştı ve kayboldu. Kanat çırpışı acemice ve telaş içindeydi. Deniz kuşları gibi hava akımları ile süzülmüyor tam tersi devamlı kanat çırparak inişli çıkışlı bir güzergahta hedefsiz bir şekilde uçuyordu.

PASKALYA

Denizdeki 2. Günümüz Paskalya gününe denk geldi. Herkesin dilinde "happy easter" sözü. Beş tane Paskalya yumurtasını dev büyüklükte ve çikolatadan yaparak açık büfedeki ayrı bir bölüde sergilediler. Akşam yemeğinde böyle özel günlerde yapıldığı üzere tüm kaptan, subaylar, animatörler ve diğer görevliler müzik eşliğinde masalar arasında dans ederek gezdiler ve biz yolcuları da aralarına katılmamız için davet ettiler.

EDEN'DEN SONRASI KIZILDENİZ

Denizdeki 3. günümüzde Eden körfezine ulaştık. Bu aynı zamanda en tehlikeli bölgedeyiz anlamına geliyor. Öğlen saatlerinde dar bir boğazdan geçerek Kızıldeniz'e girdik. Bir tarafımız Arabistan yarımadası ve Yemen toprakları diğer tarafımız Somali. Her iki tarafın kıraç dağlarını seyrederken buralarda savaş ve kaos içinde yaşam mücadelesi veren insanlar için birçok duyguyu bir arada hissettim; Üzüntü, yardım, kızgınlık, akılsızlık, şans, ahlak, tembellik, devlet, göç, korku, iradesizlik…

Kızıldeniz'deki her iki günümüz sert rüzgarlar ve dalgalı deniz ile geçti. Akşamları, rüzgârın şiddetinden dışarıda oturma imkânı kalmadı. Gündüzleri masa tenisi ağırlıklı olmak üzere birçok koşuşturma ile geçti. O kadar ki, çok az kitap okuma zamanı bulabildim. Masa tenisinde ise peş peşe teklerde 3. ve çiftlerde ilk şampiyonluklarımı kazandım. Çiftlerdeki ortağım, çok gırgır bir İtalyan asıllı Lüksemburgluydu. Raketi Çinliler stilinde tutuyor ama onlar gibi iyi oynayamıyor. Tekler turnuvalarında ilk turda eleniyordu. Beninle daha önce teke tek oynadığında çok büyük farkla yenilmişti. Ancak, iyi bir ikili olduk ve başarılı maçlar yaparak zafere ulaştık. Ortağım Emilyano, çok sevindi. Kazandığımız tişörtü tüm arkadaşlarına sevinçle gösterirken bir yandan da ortağı olarak beni işaret ediyor ve "çok iyi oyuncu" diyordu.

TÜRKİYE ESİNTİSİ

23 Nisan günü biz Türkler için önemli olduğundan bugün çok güzel giyindik. Kıyafetlerimiz kırmızı beyaz. Bugün değil ama tesadüf mü bilmiyorum 24 Nisan günü akşam menüsü Türk yemeklerinden oluşturuldu. Açık Büfe bölümünün üstünü Türk Bayrakları ile süsleyip, Türk Bayrağı şeklinde büyük bir yaş pasta yapmışlar. Masalardaki bez peçeteler, cami minaresi gibi katlanmış ve ince uzun bardaklara yerleştirilmişti. Menü listelerinin içine konulduğu kapakların üzerine büyükçe Turkey yazmışlar ve bir cami motifi koymuşlar. Kapak renginin sarı yapılmasını eleştirerek, kırmızı beyaz veya türkuaz olmasını ve mutlaka bir ay yıldız konulması gerektiğini konuştuk.

Yemeklerin adı Türkçe yazılmıştı ama Türk yemeklerine pek benzemiyordu. Örneğin ıspanaklı börek diye, birkaç kat ince yufka üzerine bir topak ıspanağı koymuşlar, onun üzerine ise daha ince tek kat bir yufka örtmüşler öyle fırına vermişler. Sanki, ıspanaktan hamile kalmış yufka gibiydi. Menüdeki yemekler şu isimlerle Türkçe olarak yazılmıştı: Balık köftesi, bulgur, ıspanaklı börek, kırmızı mercimek çorbası, Türk salatası, türlü, baklava ve lokma. Bunun yanında İngilizce yazılmış olarak balık, tavuk döner ve birkaç çeşit değişik et yemeği vardı. (YARIN: Akabe, Ürdün, Petra)

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN "HALK TAŞIT" UYGULAMASI TEKLİFİ