AVUSTRALYA’DA DERSİMİZ ATATÜRK

AVUSTRALYA'DA DERSİMİZ ATATÜRK

04 Ekim 2019 - 00:56 - Güncelleme: 04 Ekim 2019 - 01:14

Melbourne, Avustralya, 40 Yıl Önceki Plan Gerçekleşti, İzmir Melbourne Hattı, Dersimiz Atatürk

35- MELBOURNE, AVUSTRALYA. 370 81’ Güney Enlemi, 1440 96’ Doğu Boylamı

Mart 1979 İzmir. Limanda değil ama denize kıyısı bulunan kendi memleketim Çiğlinin aynı isimli lisesinin son sınıf öğrencisiyiz. Kış bitmiş, bahar gelmişti. Lisedeki son günlerimizi yaşıyor ve bir taraftan üniversite sınavı hazırlığı bir taraftan artık genç insanlar olarak gelecek planları yapıyorduk.

Mustafa hem akrabamız hem de mahalle arkadaşım ve aynı yaşta olduğumuz için ilkokul, ortaokul ve liseden sınıf arkadaşım. Özellikle lise dönemlerinde devamlı birlikte takılan en samimi iki arkadaştık. Hatta birbirimize gerçek isimlerimiz ile değil nasıl oluştuğunu hatırlayamadığımız bir uydurma isim olan "Kıstili" olarak çağırırdık.

Her zamanki gibi 1979 martında, belki de bir 21 Mart günü kendi aramızda gelecekte yapacaklarımızı konuşurken nereden aklımıza geldiyse "40 yıl sonra nerede oluruz, ne oluruz, ne işle uğraşırız acaba, şimdiden kararlaştıralım ve 40 yıl sonra nerede olursak olalım, birbirimizi unutmadan bugünlerde buluşup konuşalım." diye birbirimize söz vermiştik.

40 YIL ÖNCEKİ PLAN GERÇEKLEŞTİ

21 Mart 2019 Melbourne. Gemimizin yanaştığı Liman bölgesinin en dış kapısı önünde benim Kıstıli yanında karısı ve 30 yaşındaki oğlu ile beni karşılamaya gelmiş. Aramızda henüz 100 metre kadar uzaklık olsa da birbirimizi tanıdık ve koşar adımlarla buluşup kucaklaştık. Mustafa ile geçen yıl görüşmüş ve bu geziden bahsetmiştim.

Büyük bir heyecanla bizi evine davet etmişti. Son haftalarda sabırsızlıkla bizi beklemiş, bir sürü hazırlık yapmış ve bugün sabah 06.00 da liman bölgesine gelmek için yataktan fırlamış. Özellikle, akşam için planladığı rakı masası hayalinin olmayacağını, bizim için hazırladıkları odada kalamayacağımızı ve bugün saat 17.00 de gemiye dönmüş olmamız gerektiğini söyleyince akşamki ruh durumumun aynısı bu kez Kıstıli'ye geçti.

Ancak dertlenmeyi bir kenara bıraktık ve sayılı saatlerimizi en iyi şekilde geçirmeye odaklandık. Bir eşi Londra'da bulunan ve Melbourne'ün simge yapılarından devasa dönme dolaptan bir gün önceden bilet almışlar, oraya doğru yola çıktık, bu şehri kuşbakışı görerek güne başlamak için. Dönme dolaptan önce, sahipleri Türk olan bir kafede bir şeyler yiyip içtik. Hemen sonra dönme dolaba bindik.

Dönme dolabın bize tahsis edilmiş büyük kabini, neredeyse uçak konforu ve sessizliğinde çok ağır tempoda ve çok yükseğe doğru yükseldi. Yarım saat süren tam bir tur süresinde bize şehri tanıttılar, evlerinin yerini gösterdiler.

Daha sonra şehir merkezine gittik, park ettiğimiz muazzam büyüklükteki kompleksin üç ayrı otelden, alışveriş merkezlerinden ve nerdeyse içinden geçerken şahit olduğumuz şekilde uçsuz bucaksız kumarhanelerden oluştuğunu öğrendik.

Daha öğlen olmamıştı ama insanlar özellikle Çinliler deli gibi kumar oynuyor, parlak ışıltılı makinelere para atıyor ya da rulet veya poker masası görevlileriyle hiç konuşmadan paralarını masa üzerine bırakıyorlardı. Hiçbirimizin kumar alışkanlığı ve arzusu olmadığı için bu kompleksteki otoparktan Yarra nehri kıyısına çıkmak için mecburen geçmek zorunda olduğumuz büyük kumarhane salonlarını hızlıca geçtik.

Dün akşamki tayfun riski anonslarına inat çok güzel bir havada bu şehrin kurulduğu ve merkezinin olduğu Yarra nehri kıyılarında sohbet ederek yürüyoruz. Güzel binalar, heykeller, köprüler üstünde fotoğraflar çekildik. Merkezi tren istasyonuna ve onun karşısındaki Federasyon meydanına çıktık. Saat 14.00'e kadar yürüdük.

Sonra daha önceden yapılan rezervasyon uyarınca, nehir kenarındaki bir restorana girdik. Mustafa ve eşinin hala hiç yemedikleri kanguru etini sipariş ettik. İri kuşbaşı doğranmış, hiç yağsız kanguru etleri, kalın bir şişe dizilmiş olarak kömür ızgarada pişirilmiş ve yanında karamelize edilerek yine ızgarada pişirilmiş kuru soğanla birlikte servis edildi. Yanında alkol derecesi yüksek Avustralya kırmızı şarabı geldi.

İZMİR MELBOURNE HATTI

Kendimiz, aileleriz ve çocuklarımız hakkında bazen neşeli bezen hüzünlü anıları ve planları paylaştık. 40 yıl önceki İzmir'de planladığımız buluşmanın, 40 yıl sonra Avustralya Melborn'de şarap eşliğinde yenecek kanguru eti masasında olacağı aklımıza ne kelime hayalimize bile gelmemişti. Hatta bunu bize o günlerde biri söylese olağanüstü bir düş ya da sinema filmi olarak dinlerdik herhalde.

Yemek, bizim bitmek bilmeyen konuşmalarımız yüzünden uzun sürdü. Yavaş yavaş artan akşam üstü kalabalığı ve trafiği içinde mecburen limana doğru yollandık. Yol boyunca, tarihi Viktorya tarzı İngiliz evlerini izledik. Özellikle, evin tüm çevresini kuşatan balkonlarını ve bu balkonların korkuluklarının ve bunların tavan önündeki bantlarının demir ya da ahşap dantel gibi işlenmiş alınlıklarını.

Deniz kıyısına çıkınca son 15 dakikayı altın sarısı kumlarda yürüyerek ve Pert'de muazzam yırtıcı olan ve her sene birkaç kişiyi öldüren köpekbalığı saldırıları ikazları ile geçirdik. Bu sabah hoş geldin kucaklaşmasını yaptığımız noktada, bu kez hoşça kal kucaklaşmasını yaptık. Yine son görüş anına kadar onlar tel çitler arkasından bizi gözleriyle takip ettiler, biz sık sık geriye dönüp onlar el salladık.

Yaklaşık 8 saatlik berberliğimiz göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede bitti. Tekrarını İzmir'de yapacağız, birkaç yıl içinde. Şimdilik tekrar Avustralya'ya bu kez uçakla ve en az bir aylık bir süre için gelmeyi düşünüyoruz. Bakalım kısmet.

Kısmette yoksa dayak bile yenmezmiş derdi bir arkadaşım. Gezimizin üstünden 75 gün geçti, programda bu güne kadar dakika bile şaşmadı ancak burada tam bir günlük gezimiz iptal edildi.

AVUSTRALYA LAVABOSUNDA AKSİLİK

Tekrar denizdeyiz. Hava çok bulutlu ve deniz hafif dalgalı. Kuzeyimizde Avustralya, güneyimizde ise Antarktika. Güney kutbundaki Antarktika ile aramızda sadece deniz var. Avustralya lavabosu (Australia Basil) denilen bu büyük denizde yol alıyoruz. Melbourne'ün güneyindeki denizde bulunan Tasmanya Adası artık gerimizde kaldı.

Pasifik’in bitip Hint Okyanusunun başladığı sulardayız. İlk iki gün doğrudan batıya doğru yol alacağız. Son günümüzde kıtanın güneybatı köşesine gelince kuzeye dönerek Fremantle Limanına varacağız. Melbourne'de bizden çalınan tam bir gün bu limandaki günümüze eklendi. Bu nedenle orada bir gece ve iki gündüz geçireceğiz.

Avustralya sularında bir aksilik daha yaşadı gemimiz. Denizdeki ilk gecemizde yolculardan birisi söylentiye göre Disko'da dans ederken düşerek ayağını kırmış. Bu nedenle gemimiz gece yarısı kıyıya yanaşmak zorunda kaldı.

İsmini bilmediğim küçük bir kıyı şehri açıklarında demirledik, cankurtaran botu ile hasta yolcu kıyıya çıkarıldı. Daha önceden haber verilen yerel ambulans ile hastaneye götürülmüş. Biz ise tekrar kaldığımız yerden yolculuğa devam ettik. Ancak bu operasyon tam 4 saatlik bir gecikmeye neden oldu. Bu nedenle önümüzdeki ilk liman olan Fremantle'ye sabah 07 sularında değil öğlen 11 sularında varacağız.

ORİGAMİ

Denizdeki 2. günümüzde ilk kez Gülsüm'ün devam ettiği origami kursuna ben de katıldım. Dersin ilk bölümünde beyaz bir A4 boyutundaki kâğıdı katlayarak kendi başına ayakta durabilen çok güzel bir basketbol potası yaptık. İkinci bölümde ise bu kez renkli kâğıdı katlamaya başladık, tavşan mı kanguru mu derken ortaya bir mancınık çıktı.

Mancınığın sepetine, bir başka kâğıdı buruşturarak yaptığımız topları koyup, altındaki kısmını açıp kapayınca bu top ileri fırlıyor ve ilk bölümde yaptığımız basket potasından geçip sayı oluyor. Meğer dersin iki ayrı bölümü yokmuş bir tek eseri iki ayrı kâğıt ile tamamlamışız. Dersin sonunda herkes, herkesin potasına, kahkahalar eşliğinde kendi kağıttan mancınığından fırlattığı topları sokmaya çalıştı.

DERSİMİZ ATATÜRK

Bugün öğleden sonra iki güzel anımız oldu. İlki Gülsüm’le ilgili. Almanlarla birlikte katıldığı İngilizce dersinde her öğrenci ülkesinden bir kişiyi tanıtacakmış. Gülsüm Atatürk'ü tanıtmış. Atatürk'le ilgili kişisel bilgilerden sonra, kurtuluş savaşını, Cumhuriyetin kuruluşunu, ilkelerini ve en sonunda özellikle Avustralya'da olduğumuz için Gelibolu'da yatan ANZAK'larla ilgili sözlerini anlatmış. Öğretmen ve Alman öğrencilerin Atatürk'ü yakından bildiklerini ve çok beğendiklerini gözlemiş. Sunum bitince hepsi alkışlarla Gülsüm’ü tebrik etmişler.

ŞAMPİYON

Diğer güzel anı ise benim pinpon maceramla ilgili oldu. Uzun süredir katılmadığım turnuvaya bugün tekrar katıldım. Daha önceden tanıdığım çok iyi oynayan ve şampiyon olan İsviçreli ortada yoktu. İlk iki turda benden zayıf olan Fransız bir kadını ve İtalyan genç bir çocuğu eledim. Yarı finalde benim dengim bir Fransız'ı çok çekişmeli bir maçtan sonra zor da olsa yendim. Rakibim iki kez maç sayısı attı ancak başarılı olmadı, ben dört sıfırlık bir seri ile finale çıktım. Finaldeki rakibim Fransızca konuşan bir başka İsviçreli. İlk kez karşılaşacağım ve daha önceden de hiç tanışıklığımız olmadı. Ancak, rakibim beni tanıyormuş. Maça başlamadan önce "sen Fenerbahçelisin, formandan tanıdım, ben ise Galatasaraylım" demez mi. Eh artık bu sataşma üzerine maçı almam şart oldu. 21 sayılık tek set üzerinden oynanan maçı aslında rahat bir tempoda götürerek kazandım. Tüm maç boyunca devamlı olarak 3-4 sayı önde oldum.

Maç sonu centilmence birbirimizi tebrik ederken, benim gözüm ortaya getirilecek seremoni kürsüsünde ve göndere dikilecek bayrağımızdaydı. Kulağım ise her an başlamasını umduğum İstiklal Marşımızda. Bu tatlı hayalden çabuk uyandırıldım. Çünkü, turnuvayı yapan genç animatör birincilik ödülü olarak küçük bir omuz çantasını aceleyle elime tutuşturdu, elimdeki raketi geri istedi ve çekip gitti. Yine de artık iyice dost olduğumuz Avusturyalı emekli matematik öğretmeni Herman ve eşi Monica’nın özellikle son iki maçta benim lehime yaptıkları tezahürat ve maç sonları candan tebrikleri çok güzeldi. Diğer Fransız seyirciler ise zoraki tebessümlerle masanın etrafından uzaklaştılar.

KASIRGANIN ÖNÜNDE KAÇIŞ

Gündüz mutluluğu gece yarısı kabusa döndü. Sabaha karşı 03 sularında şiddetli deprem sarsıntıları ile uyandım. Yatak sallanıyor, dolap ve çekmeceler yerinden oynuyor ve geminin her tarafından gıcırtı sesleri geliyordu. Dışarıda müthiş bir fırtına olmalıydı. Melbourne'den yakalanmamak için erken ayrıldığımız kasırga bize ulaşmıştı.

Tüm uykum kaçtı ancak yataktan ayağa kalkmak da mümkün değil sallantıdan. Zar zor televizyonu açtım ve kapalı devre gemi bilgiler verilen kanalı seçtim. Rüzgârın hızı saatte 111,2 km ulaşmıştı. Ertesi gün öğrendiğimize göre dalgaların boyu ise 10 metreyi geçmiş. Yatakta sallanarak, bazen korkutucu hale gelen fırtına seslerini dinleyerek sabahı yaptık. Ancak, fırtına tüm gün devam etti. Öğlen saatlerinde kaptanın dahili anonstan verdiği bilgiye göre rüzgârın hızı saatte 85 km ve dalgaların yüksekliği 8 metrenin üstündeydi. Hava sıcaklığı 14 dereceye kadar düştü.

Hiçbir aktivite yapamadım. Gemide kimsenin hareket edecek enerjisi yoktu. Akşamki gösteriler iptal edildi. Öğlen yemeği sırasında birkaç kez açık büfedeki tepsiler ve tabaklar yere döküldü. Ben görmedim ama kusanlar ve yere düşenler olmuş. Yatmak bir dert, oturmak bir başka dert. Okumak ve yazmak mümkün değil. Velhasıl kötü bir gün ve takiben gece geçirdik.

HİNT OKYANUSUNUN GÜZELLİĞİ

Sabaha karşı, Avustralya'nın güney batı köşesine dönmeye başladık. Bu şekilde Hint Okyanusuna girdik. Gemi kuzeye doğru yol almaya başladı. Sabah gün ışıdığında, bol güneşli ve bulutsuz mavi bir gökyüzü ile karşılaştık. Dalgalanma normale döndü, hava sıcaklığı 20 dereceye yaklaştı. (Yarın: Fremantle, Perth, Avustralya, Polis Orkestrası ile Konser ve Dans, Hayvanlar Aleminde)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İZMİRLİ GAZETECİ PARİS'TEKİ OLAYLARDA AĞIR YARALANDI
İZMİRLİ GAZETECİ PARİS'TEKİ OLAYLARDA AĞIR YARALANDI
KIRMIZI IŞIKTA DA BEKLEMEDEN GEÇECEKLER!
KIRMIZI IŞIKTA DA BEKLEMEDEN GEÇECEKLER!