AMERİKAN FİLMLERİ BİZE BURALARI EZBERLETMİŞ...

AMERİKAN FİLMLERİ BİZE BURALARI EZBERLETMİŞ...

San Fransisco'da meşhur Golden Gate köprüsünün filmlerden aşina olduğumuz görüntüsü ile karşılaştık. Kırmızı rengi ile masalsı bir görüntü sunuyor

26 Ağustos 2019 - 13:42 - Güncelleme: 26 Ağustos 2019 - 13:51

San Francisco, ABD, Bu Nasıl Bir Araç?, Özgürlükler Şehri, Silikon Vadisi

 

21- SAN FRANCİSCO, A.B.D. 370 75’ Kuzey Enlemi, 1220 41’ Batı Boylamı

Ertesi gün 9 Şubat 2019 Cumartesi sabahı erkenden uyandık, geminin durduğunu fark ettik, bir üst kattaki tamamen blok camlarla çevreli güverteden oluşan kahvaltı salonuna adımımıza atar atmaz meşhur Golden Gate köprüsünün filmlerden aşina olduğumuz görüntüsü ile karşılaştık. Kırmızı rengi ile masalsı bir görüntü sunuyor bakanlara. Uzun bir süre bu güzel manzarayı seyrettim.

Biz körfezin başlangıç kısmında ve şehir merkezi sayılacak pier olarak adlandırılan ve birden otuz dokuza kadar sıralanmış rıhtımlardan otuz beş numaralı olanına demirlemişiz. Körfez, köprünün ayaklarının olduğu yerde başlıyor, karşılıklı iki tepe (ki bunların üstlerinde ve çevrelerinde bina yok sadece yeşil alan şeklinde bırakılmış) köprünün iki yanından birbirine bağlanmış, köprünün her iki taraftaki ayakları ise deniz kıyısına basıyor.

Köprünün üstünden, çok uzun olmaya ihtiyaç duymayan viyadüklerle doğrudan karşıdaki tepeye geçiyorsunuz. Çünkü köprü üstündeki yol adeta köprünün doğal bir uzantısı gibi duran tepenin üstüne doğrudan geçiyor.

Bizim tarafta ise doğal zemin daha alçak olduğu için viyadüklerle yükselip köprünün üstüne ulaşıyorsunuz. Bizim bakışımıza göre köprünün arka tarafı açık deniz.

Üç ayrı şehrin etrafında kurulu olan büyük bir körfezin, başlangıcındaki en dar boğazda yapılmış bu köprü. San Francisco buraya kurulmuş. Karşı yakada Oakland ve diğer tarafta San Jose şehirleri kurulmuş. Gemimiz San Francisco'da demirledi. Bizim bağlandığımız 35. pier'in körfeze bakışımıza göre yaklaşık 2 km sağımızda 1 nolu pier'e ulaşılıyor ve orada Golden Gate'den sonra yapıldığı belli olan çok daha büyük ve uzun 2. bir asma köprü var, adı Bay Bridge.

Bu köprü, San Francisco şehir merkezini (Downtown denilen gökdelenler bölgesini) yaklaşık 2 km uzaklıktaki bir adaya bağlıyor ve ada içinde bir yer altı tüneline girip adanın öbür ucunda tünelden çıkıyor, yüksekliği peyderpey azalarak karşı yakadaki asıl karaya ve oradaki Oakland şehrine bağlanıyor.

Gemimizin sol tarafında ise en meşhur turistik bölge olan 39. pier yaklaşık 500 metre uzaklıkta: Burada hem rıhtımlar üzerinde sıra sıra denize doğru giden dükkanlar hem de sahile paralel şekilde sıralanan dükkanlar var.

Aynı zamanda burası onlarca denizaslanına ev sahipliği yapan bir rıhtım ve onların kendilerine özel, her biri yaklaşık 30 ar m2 lik birbirine bağlı olarak sabit duran ancak su üstündeki sallar şeklindeki tahtadan 20 civarında iskeleleri var.

Çoğunluğu bunların üstünde uyukluyor, bazıları denize girip çıkıyor ancak devamlı olarak birbirleriyle uğraşıyorlar, karşılıklı bağrışarak kavga ediyorlar, birbirlerini ısırmaya çalışıyorlar ve yine uyuyanların üzerinden pervasızca dört ayak mı yoksa yüzgeç mi desem üzerinde sürünerek ya da emekleyerek ilerliyorlar. Uyuyanlar bazen bunlara kızıp bağırıyor, ısırmaya çalışarak uzaklaştırıyor bazen de hiç umursamadan uyumaya devam ediyor.

Rıhtımın birisini, deniz aslanlardan teki sahiplenmiş, hiçbirisini oraya çıkarmıyor. Çıkmak isteyeni tekrar deniz atıyor ve bağırıp duruyor. Tek kişilik devlet adeta. Bir deniz aslanı bunla çok uğraştı defalarca bu rıhtımın üstüne çıkmak istedi, bazen başarıp üste çıktı ama her defasında oranın kralı tarafından tekrar tekrar denize atıldı. Hafif bir ıslak hayvan kürkü kokusu havada dolaşıyor. Renkleri koyu kahve ile siyah arası değişiyor. Tüylerinin boyları da sıfırla birkaç cm uzunluk arasında.

Biraz ileride Fısherman Wharf isimli balıkçılar rıhtımında, özellikle yengeç başta olmak üzere her çeşit deniz ürünü ve balık kızartılıp ayak üstü satılıyor. Ayrıca isterseniz masalara da servis yapılıyor. Sahil yolunun karşısında da değişik dükkanlarda alışveriş imkânı var. Lokantalar, meşhur çikolata markası Ghirardelli satış mağazası (çikolataları çok çeşitli ve güzel), Madam Tussoud Mumya Müzesi ve San Francisco'nun tarihi ve simgesel noktalarını içinde barındıran turistlere yönelik eğlenceli mekanlar var.

BU NASIL BİR ARAÇ

En son noktada ise yine buraya has, Cable Car denilen yarısı açık yarısı kapalı iki bölümden oluşan tek vagonlu ve motorsuz, yer altına döşenmiş tel kablolar yardımıyla raylar üzerinde hareket eden araca bindik. Biletler içeride alınıyor, şoförü hemen sizin yanınızda ve aracın ön ortasında en alttaki bölüme bağlanmış iki uzun kolu bir öne bir arkaya çekerek aracı hareket ettiriyor veya durduruyor.

Bunlardan iki ayrı hat kurulmuş birisi şimdi anlattığın bölgeden başlıyor ve tepelik bir şehir olan San Francisco'nun yaklaşık 7-8 km içerideki merkezinde bitiyor. Diğeri de biraz önce anlattığım 2.köprü olan Bay Bridge önlerinden başlayıp yine 7-8 km içerideki merkezin bir başka köşesinde bitiyor. Biz saat 20.30 sularında bindik, yarım saat sonra tepedeki son durakta indik.

Lokomotifi olmayan ve tek vagondan oluşan trenimiz sadece düz bir hat halinde ilerlemiyor, yan sokaklara da girerek zikzaklar yaparak gidiyor, tepeler ve vadiler arasındaki yollarda bazen yokuş yukarı bazen yokuş aşağı yol alıyor, ara ara yavaşlıyor, duruyor veya hızlanıyor.

Yolculuğumuz bitince bir yay çizerek birkaç yüz metre yürüdük, daha önce öğrendiğimiz Market Caddesini bulduk ve bu cadde üzerinde Downtown'dan geçerek denize doğru gökdelenler arasında ilerledik ve diğer Cable Car'ın başlangıç yerini gördükten sonra tekrar denize ulaştık. Oradan da deniz kıyısı boyunca ilerleyerek gemiye ulaştık. Bu yürüyüşümüz bir saat kadar sürdü.

Golden Gate civarı plajlar ve doğal parklar bölgesi iken Bay Bridge civarı şehir merkezi ve şehrin beysbol takımının büyük stadyumu ile çevrili. İkisi arasında ise körfezin ortasında hapishanesi ile tanınan Alkatraz Adası var, şimdi artık müze yapılmış ve oraya özel rıhtımından kalkan tekneler ile gidip geliniyor.

Kara tarafında ise bir tepe var, bu tepenin en üstüne Coit Binası isimli bir kule dikilmiş, bu tepenin deniz tarafında Levi's kotlarının ilk yapıldığı bina var. Bu bölge dik bir şekilde yükseldiği için araç yolu yok ancak merdivenli veya merdivensiz yaya yolları ile inilip çıkılıyor.

Deniz boyunca yaklaşık 2 km uzunluğunda olduğu için sağ ve solundaki bitiş alanlarında hem karayolları hem de cable car rayları, bu tepeciğin arkasındaki şehir merkezine bağlantı kuruyor. Tepeciğin belirli yerleri ise teraslanarak çok güzel çiçekli ve ağaçlı parklar haline getirilmiş. Biz ertesi günkü yaya yürüyüşümüzde iç kısımdaki Downtown'dan yine yürüyerek en tepeye çıktık sonra denize doğru olan merdivenleri kullanarak sahile indik.

Tepeler üzerinde kurulu bir şehir burası, yumuşak inişler ve çıkışlar halinde devam edip gidiyor sokaklar ve semtler. San Francisco Sokakları diye bir TV dizisi vardı 1970'lerde kariyerinin başındaki Michael Douglas'ın başrolünün oynadığı. O dizide birçok kez bu inişli çıkışlı sokaklarda yapılan hırsız polis kovalamacılarını seyretmiştim.

Gökdelen bölgesinin dışındaki semtlerdeki evler birbirine bitişik, ahşaptan, çok şık ve genellikle iki veya üç katlı. Çok temiz, ferah ve gösterişli mahalleler.

Gökdelenlere yakın bir bölgede Çin Mahallesi, o derece büyük ki, kendinizi Çin'de sanabilirsiniz. Lokantalar, marketler, kasaplar, manavlar, baharatçılar, kurutulmuş balık ve diğer deniz ürünleri satan dükkanlar sıra sıra. Bildiklerimizin yanında ilk kez gördüğümüz çeşit çeşit sebze ve meyveler satılıyor. Alıcılar ve satıcılar silme Çinli. Bizim gibi değişik orijinli çok az insan göze çarpıyor.

Şehir içinde üç tane kilise gördük bunların en büyüğü ve güzeli Grace Katedrali. Bahçesinde, beton zemin üzerine yuvarlak şekilde çizilmiş labirent var ve duvara asılan tabelada bu labirent çizgileri içinde yürüyerek dünya üzerindeki tüm din ve inançları düşünmeniz ve bu şekilde labirentin merkezine arınmış olarak ilerlemeniz tavsiye ediliyor.

Ayrıca Masonlarla ilgili büyük bir bina ile Tom Cruise'un üyesi olduğu Scientology Tarikatı Binasına rast geldik.

Tam merkezdeki Union Meydanı yanındaki Apple Mağazası ön camları, dünyadaki en büyük tek parça camlarmış ve özel olarak yapılmış. Yaz aylarında bunlar kaydırılarak mağazanın önün tamamen açık hale getirilip sanatsal etkinliklere mekân oluyormuş. Meydanın tam ortasında üzerinde heykel olan büyük bir sütun dikilmiş. Tekerlekli sandalyesinde yaşlı bir zenci marihuanasını tüttüre tüttüre geziniyor ve adeta dokunanı yakarım der gibi kızgın ve her an bir kavga çıkaracakmış gibi tehditkâr tafralarla etrafla uğraşıyor.

Üstü başı eski ve yürüyen sandalyesinin orasına burasına bir sürü ilgisiz eşya doldurmuş ve bu meydanın demirbaşı olduğu anlaşılıyor. Karşı kenarda iki blok halinde Macy's Mağazaları ve bunun daha küçük olanın en üst katında Cheescake Factory isimli pastane ve meşhur cheesscakeleri satılıyor.

ÖZGÜRLÜKLER ŞEHRİ

Merkezdeki meydandan bu kez araçla iki simgesel önemi olan iki ayrı semte peş peşe gittik. Bunlardan ilki Castro LGBT Cumhuriyeti. Gökkuşağı renklerinden oluşan devasa büyüklükteki bayraklarını semtin girişinde göndere dikmişler. Buradaki polislerin bile göğüs rozetleri isterlerse aynı gökkuşağı renklerinden oluşuyor.

Yaya geçitleri de gökkuşağı renkleri ile boyanmış. Adeta ayrı bir devlet bayrağı gibi gökkuşağı rengi her yerde. Sıra sıra gay ve lezbiyen barlar tıka basa dolu. Bazıları kaldırımlar taşmış ve dışarıda konuşarak içki içiyorlar.

Diğer semt ise Haight ve Ashbury caddelerinin kesinleştiği bölge. 1968 kuşağı hippiliğinin doğduğu ve hala en yoğun yaşandığı semt. Mağazalar 1960 ve 1970 esintilerini taşıyor. Satıcılar da hippiler şeklinde giyinmiş. Rengarenk saçlar ve kıyafetler, dövmeli vücutlar. Köşe başlarında hippiler birbirleriyle konuşarak bekleşiyorlar.

Her iki bölge de aslında birkaç sokaktan oluşuyor. Evler diğer semtler gibi 2-3 katlı ahşap görünümlü, birbirine bitişik olarak yapılmış, şık, temiz boyalı ve albenili evler. Zemin kat dışında da birinci hatta ikinci katlara dışarıdan merdivenlerle giriliyor.

İki ayrı rekreasyon alanını gezdik. Çok büyük yeşil alanlar bunlar. Birisi Okyanus sahilinde. Baker Beacht deniliyor buraya ve Golden Gate köprüsünü bu kez okyanus tarafından görüyoruz. Yoldan yaklaşık 100 metrelik dik ve ahşap kütüklerin aralarına deniz kumu doldurularak yapılmış doğal görünümlü bir merdivenle deniz kıyısına indik. Okyanus dalgaları yüksek ve şiddetli geliyor üstümüze.

Çok güzel bir kumsal ve uzayıp gidiyor her iki yana, tepeler ise ormanlık alanlarla kaplı. Burası özgürlükler şehri olduğu için çıplaklık serbest. Biraz sonra bir adam altında hiçbir şey yok sadece üstünde bir tişört olarak yanımızdan geçti, biraz gittikten sonra üstünü de çıkardı, şimdi tamamen çırılçıplak olarak insanların arasında dolaşmaya başladı. Nereye bakacağımızı şaşırarak; Gülsüm gülerek, ben bolca küfür ederek adamdan uzaklaşmaya ve kumsalda dolaşmaya devam ettik.

Yaklaşık 10 km ötede bir başka plaja daha gittik daha sonra. Burası daha dalgalı ve direkt okyanus kıyısı. Çok geniş bir kumsal kilometrelerce uzanıyor düz bir hat halinde. Dalgalar devasa ve bolca köpükler bırakarak sahili dövüyor. Rüzgâr şiddeti arttığı için fazla kalamadık burada ancak gönlümüz keşke biraz daha yürüseydik diyordu bize.

Diğer rekreasyon alanı, büyük bir ormanlık alan ve bunun içinde, özel bir bölgeyi ayrıca düzenlemişler; Tiyatro binası tarihi bir yapı gibi dururken , onun sağ ve sol karşısında daha modern mimaride iki tane sergi sarayı yapılmış. Birisinde dinozorlarla ilgili bir etkinlik varken diğerinde ressam Gauguin'in tabloları sergileniyordu. Orta bölümde ise yeni budanmış ve bu nedenle sanki heykel gibi duran kalın gövdeli ve yapraksız kısa dallı bizim dut ağaçları benzeri ağaçlar tüm alanı düzgün sıralar halinde kaplamış ve bunlar arasında yürüyerek merkez noktadaki fıskiyeli havuza geliyorsunuz. Orada bir sanatçı piyano çalarak sanatını icra ediyordu. Biraz ileride Japon Çay Bahçesi ayrı bir iç bölüm olarak yapılmış ve oraya para ödeyerek giriyorsunuz.

Şehrin inişli çıkışlı bölgelerinden birisinde Lombart Caddesi var. Buranın özelliği, çok güzel peyzajı. Tepelik bölgeyi yanlamasına ve birbirine paralel geçen iki cadde arasındaki dik bağlantı yolunun tam ortasını tek şeritli ve sadece inişe izin veren bir araba yolu ve bu araba yolunun her iki yanı çok şık ortanca çiçeği bahçeleri halinde düzenlenmiş. En dıştaki iki tarafa ise evlere bitişik olarak yaya yolları yapılmış. Ortanca bahçeleri, sekiler halinde düzenlenmiş ve her virajda birer metrelik kırmızı tuğlalı duvarlar bu bahçeleri sınırlamış. Araçlar adeta dura kalka çok yavaş olarak aşağıya inerken insanlar yaya yollarında iniyor veya çıkıyor ve devamlı olarak fotoğraf çekiliyor. Hem bahçe halindeki yolun kendisi güzel hem de yukarıdan aşağıya bakınca görülen şehir manzarası güzel. Bu tür sekili çiçek ve küçük ağaçlarla donatılmış başka bahçelerde var birbirine paralel yollar arasında ancak parkın içine yapılmış yılan şeklindeki kıvrımlı yol üzerinden araba geçen tek bahçe burası.

Özgürlük kararı, düşük dereceli uyuşturucuların satışı ve kullanımı için de alınmış. Eroin ya da kokain gibi kuvvetli uyuşturucular yasakken marihuana satışı ve kullanımı serbest. Özel satış dükkanları pek sık olmasa da göze çarpıyor. Kullananlar ise daha çok dikkat çekiyor, çünkü marihuananın pis bir kokusu size kadar geliyor, içenlerin yanından geçerken.

Diğer gün Golden Gate köprüsü altındaki parka ve iskeleye geldik. Büyük bir balina maket heykeli çimlik alanı süslüyor, ahşap iskelede insanlar balık avlıyor. Turistler ise bizim gibi köprü önünde fotoğraf çekiyor. Daha sonra araçla yukarı çıktık ve köprünün üstünden karşıya geçtik. Sağımızda körfez ve şehir, solumuzda okyanus manzarası ile. Köprünün sağ ve solundan yaya olarak yürümek de mümkün ama biz yürümedik. Karşı taraftaki yüksek terasta bu kez tüm körfez, Alkatraz Adası, her iki asma köprü ve San Francisco bütünlük oluşturan bir manzara halinde görülüyor. Bakmaya doyamayacak kadar güzel bir manzara.

Yine araba ile bu kez köprünün diğer tarafındaki kasabaya gidiyoruz; körfez burada kıta içine doğru bizim Boğaziçi genişliğinde bir doğal kanal şeklinde yine kilometrelerce uzunlukta giriyor. Suyun her iki tarafı paralel şekilde yükselen sıra tepelerden ve tepeler de çok güzel yeşillikler ve ormanlar içinde müstakil evlerden oluşuyor. İstanbul Boğazından daha güzel bir yer burası. Çünkü, daha yeşil ve villa şeklindeki evler tüm tepeler boyunca devam eden orman içine daha seyrek olarak serpiştirilmiş. Çirkin bir yapılaşma yok. Deniz pırı pırıl ve üzerinde yüzlerce yat hareket ederken çok daha fazlası kıyılara bağlanmış vaziyette. Villalar ahşaptan, araç park yerleri evlerinin bitişiğinde ve dik eğime meydan okunarak yapılan ahşap kazıklar üzerindeki platformlardan oluşuyor. Ancak yol kenarında araç park edilmemiş. Her evin otoparkı kendi sınırı içinde yapılmış.

SİLİKON VADİSİ

Bir tam gün ise şehrin 50-60 km ötesindeki Silikon Vadisine ve oradaki Stanford Üniversitesi Kampusuna ayırdık. Aslında burası Üniversiteye ait olağanüstü büyüklükteki bir arazi parçası. Hafif tepeler ve yumuşak vadilerden oluşuyor. İçinde ayrıca bir göl var. Orta büyüklükteki Los Altos kasabası insanlara ev sahipliği yapıyor. Üniversite binaları, tarihi mimariye sahip, kırmızımsı kahve renklerde. Meydanlarında fıskiyeli havuzlar, heykeller veya çok güzel ağaçlar var. Fakülteler ile dükkanlar ve lokantalar yan yana. Merkezde büyük bir kilise yapılmış. Öğrenciler her yerde; kafelerde, sınıflarda, laboratuarlarda, binaların giriş hollerinde yerlerde. Belki gelecek yılki Nobel'i alacak bir bilim insanı yürüdüğümüz yoldan görülen odasında bilgisayarı ve kitapları arasında kaybolmuş çalışırken görülüyor.

Kasabadaki Apple Mağazası, Steve Jobs'un bizzat açtığı ve denetlediği ilk mağaza imiş. Buradan, son model cep telefonu alıyoruz, şehirdeki iki ayrı mağazadan ise laptop ve ses sistemi almıştık. Alışverişten sonra en son icat edilen değişik model elektronik/robotik buluşların satıldığı bir başka mağazayı gezdik sonra bir kafede kahve içtik. Müşteriler satış standının bitişiğinde yığılmamış, havaalanı dış hatlarındaki pasaport kontrolü yapılan polis noktaları gibi, en yakın ucu iki metre uzaklıkta olan bir çizgi üzerinde sıraya girmişler. Sırası gelen 3-4 adımda satıcının yanına gelip siparişini veriyor, kahvesini alıp parasını ödüyor ve oradan ayrılıyor. Kafedeki tüm masalar öğrencilerle dolu, hepsinin önünde laptopları ders çalışıyorlar. Göz ucuyla baktığım birisi yüksek matematik formülleri arasındayken, bir diğeri biyokimya ile ilgili şekiller ve şemalarla uğraşıyordu. Gıpta etmemek mümkün değil, genç, güzel, akıllı öğrenciler. Bilim ve özgürlük içinde yaşıyorlar.

Aynı bölgedeki bilgisayar tarihi müzesi de çok güzeldi. Bilgisayar tarihi zaten en fazla 60-70 yıllık bir geçmişe sahip, birçok ürün, marka veya buluş ise neredeyse 20 yıl öncesinde icat olmuş. Bugün tüm hayatı kapsamış durumdalar ve muhtemelen 20 yıl sonra bambaşka bir evrene taşıyacaklar insanoğlunu. Ayrı bölümler halinde değişik nitelikte bilgisayar sistemleri ve parçaları, internet araçları, her çeşit robotlar, uzay çalışmaları ve makineleri, çeşit çeşit bilgisayar oyunları ilk çıktıkları andan itibaren hikayeleri, gelişimleri ve onları yaratan parlak zekalı sahipleri ile peş peşe bizi selamlıyorlar. Şoförsüz, gaz ve fren pedalsız, direksiyonsuz ilk bilgisayar otomobile biniyoruz. Yerinde sabit duruyor ama onunla ilgili çalışmalar ve yol testleri panolar halinde duvarlarda anlatılıyor.

San Francisco şu ana kadar gördüğüm en güzel şehir. Kuralları olan ve kurallara uyan güler yüzlü, kibar ve medeni insanlar çoğunlukta. Rahatsız olduğumuz bir insana rastlamadık. Doğası, denizi, ormanı, iskeleleri, yolları, evleri, müzeleri, sebze ve meyve bolluğu, deniz ürünleri, köprüleri, kıyıları ve üniversitesi ile bilim, sanat ve özgürlük kokan bu şehirde yaşamak isterdim doğrusu. İki gece ve üç tam gündüz boyunca doya dosya gezdik burayı, arabayla veya yaya olarak ancak ayrılık vakti geldi. Şimdi, Pasifik Okyanusu derinliklerine yol alacağız, Hawaii adası ilk durak ve aralıksız dört gün dört gece okyanusta olacağız.

(Pasifik'te Fırtınaya Tutulmak, 14 Şubat, Hula Dansı)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
RASİM OZAN KÜTAHYALI'YA MAHKEME İNDİRİM YAPMADI
RASİM OZAN KÜTAHYALI'YA MAHKEME İNDİRİM YAPMADI
AKŞENER: İNSANİ BİR NEZAKET GEREĞİ ELİNİ SIKTIM
AKŞENER: İNSANİ BİR NEZAKET GEREĞİ ELİNİ SIKTIM