Akabe, Ürdün, Petra... ÇÖLÜN ORTASINDA

Akabe, Ürdün, Petra... ÇÖLÜN ORTASINDA

05 Kasım 2019 - 02:03 - Güncelleme: 05 Kasım 2019 - 02:16

Akabe, Ürdün, Petra

 

46- AKABE, ÜRDÜN. 290 53’ Kuzey Enlemi , 350 00’ Doğu Boylamı

Denizde geçen aralıksız beş günün ardından sabah erken saatlerde Akabe limanına vardık. Kızıldeniz'in tepesindeki çift boynuzun haritaya bakışımıza göre sağdakinin en ucuna demir attık. Limanımız yolcu ve yük gemilerine birlikte ev sahipliği yapıyor. Oldukça büyük beton alanlara sahip. Havaalanı kuleleri gibi bir kontrol kulesi var. Kulenin biraz ilerisinde ise kocaman bir yolcu uçağı görünce buranın aynı zamanda havaalanı olduğunu düşündüm ama dikkatlice bakınca aralıklı kesintiler nedeniyle uçak pisti olması imkânsız bir yer olduğunu gördüm. Uçağın ise sökülmekte olan bir hurda olduğunu fark ettim.

Limanın biraz ilerisinde kurulmuş Akabe çok büyük değil, arka tarafları kayalık dağlarla çevrili. Hemen bitişiğinde ise İsrail'in Eilat liman şehri bulunuyor. Bu iki ayrı devlete ait iki ayrı liman şehri, kendi ülke topraklarının bir mızrak ucu gibi aynı noktaya saplanması misali nerdeyse iç içe ve çok dar bir kıyı şeridini yarı yarıya paylaşıyorlar. Geminin üst güvertesinden karaya baktığınızda, bu iki devletin yan taraflarında yine iki ayrı devletin toprakları ve kıyıları çok rahat görülüyor; Ürdün'e komşu Suudi Arabistan ile İsrail'e komşu Mısır.

Sabah hava ağarmadan kalktığımız için güneşin dağlar arkasından doğuşunu izledikten ve etrafı gözledikten sonra aceleyle kahvaltı yaptık ve vakit kaybetmeden karaya çıktık. Bugün acele karar verip hızlı şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü, 135 km uzaklıktaki Petra antik kentine ve kanyonuna gideceğiz.

Bizimle iki Türk aile daha var. Toplam altı kişi, Arap şoförlerle sıkı bir pazarlık yaptık. Sonunda, 210 dolara 7 kişilik Mercedes vito marka bir araç ile yola koyulduk. Faysal isimli şoförümüz tek kelime İngilizce bilmeyen orta yaşlarda tombul bir Arap. Tek söylediği şey adının Faysal olduğu ve Petra'ya gidecek oluşumuz.

Akabe şehri bir bütün olarak serbest bölge olduğu için şehre giriş çıkış polis kontrolünde yapılıyor. Meskûn mahal bitince, kayalık dağlar ve çöl benzeri düzlükler arasında ilerledik daha sonra bir rampaya sararak deniz seviyesinin bayağı üstünde dağlık bir bölgeye vardık. Turistik bir başka kanyon olan Vadiyi Rum'u yolumuzun sağ tarafından ve uzaktan seyrederek teğet geçtik.

Yolun ortasında Faysal, birden arabayı kenara çekip dışarı çıktı ve su ile yüzünü yıkamaya başlayınca, ancak o zaman uykusunun geldiğini anladık. Zaten kendisi de el ve yüz hareketleri ile uyumak üzere olduğunu söyleyince, yolun kalan kısmını, Faysal'ı uyanık tutmak için Arapça ne kadar kelime biliyorsak tekrarladık, Türkü ve Şarkıları alkışlar eşliğinde söyledik ve durmadan "Faysal, Faysal" diye şoföre tezahürat yaptık.

Yaklaşık 2,5 saat sonra Petra'ya vardık. Etrafta onlarca otobüs park etmiş, turistler karınca ordusu misali turistik bölgenin giriş kapısına doğru ilerliyor. Giriş bileti kişi başı 76 dolar karşılığı 51 Ürdün dinarı.

PETRA

Önce, normal bir dağlık alanda 1 km kadar yürüdük. Sonra kanyonun girişine geldik. Etraf sarp ve keskin kayalıklarla kaplı. Kahverengi kızıl bir renge sahip. Üstü açık doğal bir tünele (kanyona) giriyoruz. Aslında sel yatağı olan bu kanyonun her iki tarafındaki kayadan duvar, suların aşındırması sonucu pürüzsüz bir yüzeye sahip ve yükseklikleri 100 metre civarında. Yürüdüğümüz yolun genişliği 2-3 metre arasında değişiyor. Hafif kıvrımlar halindeki kanyonda ilerliyoruz.

Doğal aşınma bazı yerlerde az ya da çok olduğundan, yanlardaki kayalık duvarlar içeri yada dışarı doğru şişmiş yada çukurlaşmış. Bu nedenle bazı noktalardan gökyüzü görülmüyor. Tabanı, sonradan taşlarla döşemişler. Bir saate yakın yürüyerek, yarım ay şeklinde bir meydana çıktık. Tünel, bu noktada dar bir geçit olmaktan çıkmış yaklaşık bin m2lik bir meydana dönüşmüş sonra bir kenarından yine devam etmiş.

Bu meydanın tam ortasında, hazine binası yer alıyor. Aslında, 3 katlı olarak ve kaya oyularak yapılmış. Ancak ilk katı sellerin getirdiği taş ve toprak altında kalmış. Şimdilerde, 2. katı, zemin kat olarak görülüyor, asıl zemin katın giriş kapısı ise binanın tam önünde açılan çukurdan aşağıya batığınızda görülüyor. Antik Yunan mimarisi tarzında yapılmış ön cephesinin şu anda zemin olarak gördüğümüz katının önünde 6 adet yuvarlak sütun var. Bunun üstündeki katta ise, ön cephe aralıklı şekilde üç kısımdan oluşuyor. Her iki kenarda bir dikdörtgen prizma, ortada ise bir silindir halinde bölümler yapılmış ve bunların etrafları da yuvarlak sütunlarla süslenmiş. Her iki kat arasındaki alınlık ise geniş açılı bir üçgen şeklinde süslenmiş.

Bu meydanın geliş yönüne doğru sol tarafı, duvar şeklindeki dikliği hafifçe kaybettiğinden, merdivenlerle, tüm kanyonun en üst kısımlarına yani dağlık bölgenin tepesine çıkabilirsiniz. Ancak, o merdivenlerin girişini 9-10 Arap tutmuş, yasal olmadığı halde "bizi rehber olarak tutmadan buradan çıkamazsınız" diye adeta haraç istiyorlar. Etrafta dolaşan polise bu durumu şikâyet ettiğimizde, polis, önce duymazdan geldi sonra da "ben karışamam" şeklinde bizi başından savdı. Muhtemelen toplanan haracı birlikte bölüşüyorlar.

Bu arada, burada çok fazla yerli Arap'ın bulunduğunu, bir o kadar da at, deve, eşek olduğunu ve bunlarla oldukça uzun olan kanyon içinde turist taşındığını söylemeliyim. Atlara doğrudan binildiği gibi, at arabası(fayton) da kullanılıyor. Birkaç tane de golf arabası şeklinde motorlu araç gidip geliyor.

Hediyelik eşya satan satıcılar tüm kanyon içini sıra sıra parsellemişler. Neredeyse dört aya gelen gezimiz süresince ilk kez burada, oldukça kaba ve sırnaşık tipte çalışan insanlara rastladık. Her ne kadar turistlere dokunmuyorlarsa da bakışları ve ruh halleri her an bir taciz olayı olacakmış gibi. Bazı, kayaların üzerinde guruplar halinde oturmuş sigara ya da esrar sarıp içiyorlar. Erkeklerin tamamına yakının gözleri sürmeli. Binek olarak kullanılan hayvan ve seyyar tezgâh toplamından daha fazla Arap var. Bu nedenle çoğu, yolun ortasında veya kenarında dikilmiş etrafı kolaçan ediyor.

Develer, atlar ve eşekler, insanlarla iç içe olduğu için iyice evcilleşmişler ve çok uysallar. Kanyon girişinde koyun keçi sürüsü ve birçok köpek bulunuyor.

Hazine binası içine girilmiyor, bu nedenle önünde biraz oyalandıktan sonra yürümeye devam ediyoruz. Yarım saati aşan bir yürüyüş sonrası, bu kez kanyonun ilk bölümünün sonuna geliyoruz. Burası daha büyük bir meydan olarak aşınmış, yan duvarları oluşturan kaya blokları birbirinden uzaklaşmış ve alçalmış. 10 dönümlük bu alanın her bir tarafındaki kayalar değişik amaçlarla oyulmuş.

En çok işlemeli olanlar sağ tarafta bulunan ve 150 kadar merdivenle tırmanılan manastır bölümü. Bunun içindeki salona girilebiliyor. Duvarları ve tavanı çok keskin hatlarla oyulmuş ve düzleştirilmiş. Onun tam karşısında yine antik Yunan tarzı amfi tiyatro bulunuyor. Doğal yamaca oyulmuş seyirci basamakları çok fazla derecede aşınmış ve yuvarlanmış halde. Diğer taraflar ise mezar oyuntuları ile kaplanmış.

Bu büyük meydandan ilerleyince yol tekrar daralıyor ve yine kanyon şeklini alıyor. Ancak, artık oralarda insan yapısı bir oyuntu bina olmadığı için biz ilerlemedik ve geri dönmeye başladık. Bu noktaya kadar yürüyüşümüz molalarla birlikte bir buçuk saat civarı sürdü.

Çok fazla sayıda turist kanyonu dolduruyor. Para kazanma derdindeki Arap esnaf ve hayvan sahipleri her yerde. Tüm bu insan kalabalığı içinde ise hemen yanı başınızdan atlar, eşekler, develer, faytonlar gelip gidiyor. Develerin, bildiğimiz kahve renklileri yanında, sarı beyaza çalan renklileri de var ve çok güzeller.

Zamanın ve özellikle sellerin aşındırması ve tahribi neticesinde Petra'daki medeniyet izleri çok azalmış. Doğal kanyon ise zaten zamanın ve sellerin yarattığı doğal bir eser olduğu için güzelliğini kaybetmiyor. Dünyanın yedi yeni harikasından biri kabul edilen Petra, güzel ve ilginç bir yer. Aslında Arap kökenli olan pagan inançlı Nebatiler tarafından M.Ö. 4.yüzyılda kurulmuş. Bu halk, komşu bölgelerle ticaret konusunda uzmanmış ve onların kültürlerini de kendi bünyelerinde harmanlamışlar. Bu şekilde, Arap, Yunan, Roma ve Mısır uygarlıkları karışımı Petra'yı kurmuşlar. Belli açılardan, bizim Kapadokya ile Efes birleşimi gibi.

Akabe ise kötü ve bakımsız bir şehir. Ancak, Petra'ya gelmeyip denize giden arkadaşların söylediğine göre denizi, mercanlar ve balıklardan oluşan deniz tabanı çok güzelmiş. Hatta, şu ana kadar gördüğümüz en güzel mercanlar buradaymış.

Dönüşte yine polis kontrolü ile şehre girdik. Faysal, şoförlük dışında bir şey bilmediği için Akabe içinde diğer iş arkadaşını mahalle aralarında dolaşarak evinden aldı ve hep birlikte bizi gemiye bıraktılar ve parayı bu yeni çalışana ödedik. Ali isimli bu Arap yarı İngilizce yarı Türkçe biliyor. İstanbul'a 4 kez gelmiş ve Rusya'da Türk asıllı nişanlısı varmış. Siyasi konulara meraklı. RTE'nı çok seviyor. ABD ve İsrail'le baş eden süper lider diyor. Aynı şekilde Katar'ı beğeniyor. Suudilere ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne el işareti ile küfür etti. Kendi Kralını sorduğumda biraz isteksizce ve yarım ağızla iyi dedi. Ben de bu konuda fazla üstüne gitmedim.

25 Nisan 2019 saat 19.00 da Akabe'den ayrıldık ve 26 nisan 2019 saat 19.00 Süveyş Kanalı önlerine geldik. Gündüz ağır bir tempoda ilerledik. Sağımız Sina, solumuz ise Mısır Afrika'sı kıyıları. Çıplak dağlarla çevrili kıyıların önlerinde çok fazla sayıda petrol platformları gördük. Etrafımızdaki gemi sayısı ise her saat daha da fazlalaştı. Akşam saatlerinde, onlarca gemi ile Süveyş Kanalına girmek için durduk ve sıramızı beklemeye başladık. (YARIN:Süveyş Kanalı, Mısır'da Deniz Tuzlası Anıları, Akdeniz'e Çıkarken Çifte Zafer )

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MHP İZMİR'DE 4 ATAMA
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN
MECLİS ÜYESİ BOZTEPE'DEN "HALK TAŞIT" UYGULAMASI TEKLİFİ